Mevsimlerin; ovasına düşen beyaz kar tanelerinin, denize masmavi rengi veren güneşin, yaylasına yağan yeşil yağmurun, sapsarı yapraklara boyanan ormanların toprağıdır memleketim. Sığla ağaçlarının  arasından yol aldığım, gök mavisi suların izinde, bembeyaz evleri’nin ruhumda yarattığı huzur ile; beni 17 yaşımda başka bir tabiatın içine götüren Muğla ile seyahatime devam ediyorum. Muğla’ya ilk yolculuğum 2015 yılı ağustos ayı itibarı ile başlamıştı. Daha sonra 2016 yılı haricinde, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılı olmak üzere Muğla’nın keşfi bende hala devam ediyor. Muğla seyahatlerimin, öyküsünü ve detaylarını sizlere ayrı ayrı aktarmak istiyorum. Çünkü bu şehirin neredeyse her bir ilçesi, ektiği tohumu sahiplenerek, onu değerinde büyüterek, bir fidanı bir orman; bir ilçeyi, bir şehir durumuna getirmiş. Bu ilçelerin ilkine şöyle başlamak istiyorum; 

MARMARİS

Şehirin kentsel yapı ve düzeni, insanların eğitimsel ve bilinçli bir birey statüsü, ormansal alan ve doğanın hakimliği, beni daha bu ilçeye attığım ilk adımla içine çekiyor, kendime ihtiyarlılığımın bir beldesi olabilirsin Marmaris dedirtiyordu. Marmaris, merkezinde kurduğu işletme ve konak düzeni ile, halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmaları, turist olarakta kadifiyeli diyebileceğimiz toplumları beldesinde ağırlayan tatil beldemiz. Çevresinde, İçmeler, Selimiye, Orhaniye, Turunç gibi bir çok güzel doğal kasabalar barındırmaktadır.

Turgut Şelalesi

Kız Kumu

İçmeler bölgesi genel olarak büyük otellerin, denize sıfır plajına enine yayıldığı, kamp alanlarının bulunduğu küçük, sakin ve Marmaris’e en yakın yer. Ardından gelen Turunç’un buz gibi akan şelalesi, Orhaniye’nin Kızkumu, Selimiye’nin, denizin sonlandığı son noktaya açılan penceresi, içlerinde barındırdığı sığliman gibi renkleriyle ve yaşanılan zamanın biraz daha ihtiyarlılığa yöneldiği kasabalardan birtanesi.

Marmaris Gece Hayatı ve Ünlü Kulüpleri

Yalancıboğaz

Nimara Mağarası

Cennet Adası

Marmaris ve çevresinde geçireceğiniz bir hafta bile marmarisin içinde barındırdığı zenginliklere yetişemeyecek, üstüne yazılan gezi yazılarına ulaşmaya aldığınız yolda bile size hiç görülmemiş güzellikleri önünüze serecektir. Nimara mağarasından, Yalancıboğazına, Fenercidede’nin hikayesinden, beni en çok etkileyen Marmaris koylarından ‘Ayin Koyu’ bölgeninde gezerken es geçilmemesi gereken, uğrayanı az özel yerlerinden. Manevi olarak sizlere bir çok kapı açan ve doyuma ulaştıran Marmaris fiyat olarakta Alaçatı, Bodrum gibi tatil beldelerinden daha uygun seçeneklere daha konforlu konaklama sağlayabileceğiniz, aradığınız tatili sizlere verebilecek, benimde sizlere ilk önerim olan  tabiatın içindeki yaşam alanı.

DATÇA

Marmaris’den biraz daha denizin uç noktasına seyahat ettikten sonra yaklaşık 70 kilometrelik bir yolculuk bizi Ege ve Akdenizin birbirinden ayrıldığı, sakin ve berrak koylarıyla sessizliği hissedebileceğiniz Hasan Alî Yücel’in oğlu Can Yücel’in hayatını sürdüğü ve yine hayatını burada noktalamadan önce söylediği ‘Mekanım Datça Olsun’un gerçekleştiği Datça’ya getiriyor. Datça, bana göre ortayaş üstünü ağırlayan mavi-beyaz memleket.

Palamutbükü Koyu

Can Yücel’in Evi

Datça Sahil

Şiirler süslüyor datçayı, aromalı gazozların, beyaz deniz taşlarının üstünde, yer ile gök’ü bir yapan berraklığıyla adeta bir yaşam alanı hissettirecek koylarıyla huzur süslüyor datçayı. Denizin bittiği noktada Antik kentler çıkıyor ortaya, deniz ile tarih bir bütün oluyor. Merkezinden ayrılıp eski yerleşim yerlerine uzanıyorum, eski datçanın renkli sokaklarına selam uzatıyorum. Gençliğin dinleneceği, hayatın noktalanacağı sakin datça. Seni yaşamak için, seninle yaşlanmamız lazım.

Datça Sokakları

Knidos Antik Kenti

Datça turumu bitirdikten sonra buradan uzun bir yola doğru koyuluyorum. Kıvrımlı virajları, uçsuz ege manzarasıyla birer birer atlıyor Marmaris’e geri dönüyorum.

ULA

Fakat yolculuğum, suyun soğukluğuyla insanı doğduğu an kadar canlı bir nehire, bir tabiat güzelliğinin içine daha doğru devam ediyor. Önce varacağım yerin manzarasını yukarıdan görmek için Sakar Tepeye geliyorum. Eşsiz Gökova Körfezi, beni içine varacağım güzellik kadar etkiliyor. Küçük butik oteller ile kaplı, bir tarafı denize bir tarafı ormana bir tarafı ise verdiği soğukluk kadar ruhuna işlediği doğanın sıcaklığıyla azmak nehirine oluyor. 

Benim için Akyaka demek Kadın Azmağı demek. Buraya ilk yolculuğumu yaptığım zaman Nisan ayıydı. Akyaka, sakin, az bilinen bir doğa alanıydı. Butik Otellerin önlerine atılan beyaz sandalyelerde akşam yemekleriyle başlayan sohbetler, gecenin türk sanat musikileriyle son buluyordu. Buraya ilk geldiğimde yanımda ortaokul arkadaşlarım Onur ile Taha vardı. Beraber bir Ege yolculuğu yapmıştık ve Ula’ya bağlı, benim ruhuma dokunan Akyakayla böylece ilk tanışmamı gerçekleştirmiş olmuştum.

Yaklaşı iki ay sonra tekrar uğradığım Akyaka’ya 2016’dan beri her yaz geliyorum. Fakat Akyaka’nın bundan 3 yıl önce bilinirliği ile şuan ki durumu aynı değil. İlk geldiğim zamanlara göre artık Akyaka kalabalık misafirler ağırlıyor. İnsanların ülkesinde ki böyle eşsiz tabiatları keşfetmesi ve görmek için seyahat etmesi çok güzel. Fakat bu gördüğüm kadarıyla Akyaka’da ki konaklama fiyatlarınıda etkiledi.

Girdiğiniz azmak kadar soğuk fiyatlar ile otel konaklaması yapabileceğiniz Akyaka’da tabiatı, tabiatın kendi içerisinde kucakladığınızda o suyun sıcak tarafınıda doğasıyla sizlere vericektir. Biz yeter ki tabiata bilinçsiz dokunmayalım, teknelerin turuna katılalım, azmağın yanında ördekleri izleyelim, güneş ile ısınıp azmak ile baştan doğalım.

KÖYCEĞİZ

Akyakadan, ayrılışa geçiyorken biraz daha yol üzerlerinde gizli kalmış akarsuların olduğu ilçeye, köyceğize doğru haritamı çeviriyorum. İstikamet, Ula-Köyceğiz yolu üzerinde devam ediyordu. Akyaka’dan yola çıkarken yanımda 2 arkadaşım daha bana katılmıştı. Beraber otostop çekiyoruz yaklaşık 30 kilometrelik yolun kısa bir noktasını duran vip araçla geride bırakıyorduk. Hepimizin istikameti Köyceğiz’e 10 km uzaklıkta bulunan anayola 2 km içerisinde ki Toparlar Şelalesine doğruydu. İndiğimiz noktada bir otostopçu arkadaşı daha görüp onun biraz daha ilerisine geçelim diye yürümeye devam ettiğim sırada ‘rastgele, yolculuk nereye’ ile kısa bir sohbet başlatmıştım, 4 sırt çantalı gençleri gören, bir cip ile yanımıza yanaşan genç ablamız, yanımızda bir anda durup pencereyi açtı ve ‘ otostop mu?’ diyerek gülümsedi. Biz sohbetin içerisindeyken, ellerimiz havada değiken böyle bir anlık harekete karşı küçük bir şaşkınlık geçirdik ve daha sonrası hep bir ağızdan evet evet diyerek o anın keyfini hissettik. 4 kişi, 4 sırt çantasıyla, bir de geçmişi biz olan ablamız ile yol almaya başladık.

Muhabbet devam ediyorken bizi almasına yönelik ve üstelik biz otostop çekmiyorken böyle bir hareket sergilemesine şaşırdığım için bunun alt bir nedeni olup olmadığını sormak istedim. Kendisinin de benim şuan okuduğum bölüm üzerinden mezun olduğu (beden eğitimi öğretmenliği) ve okul zamanlarında okula çıkarken sürekli otostop kullandığı aktardı. Otostop çektiği ve alınmadığı, bazen beklemenin saatlere ulaştığı bir zamanda kendisine bir gün kendi aracım olursa ‘asla kimseyi yolda bırakmayacağım’ demiş ve kendine verdiği bu sözü hem bizleri hem de yolda olan keyfi ve zaruri insanları götürebileceği yere kadar götürmesi çok anlamlı ve güzel davranış olmuş. Kendisinin Dalyan’da bir butik oteli olduğu ve insanlara doğayla  iç içe bir tatil sağladıklarını dile getirdi. Otelinin adı @bbbutikotel olarak geçiyor instagram üzerinden bakıp, inceleyebilirsiniz.

Yolculuğumuzun noktasını sohbetin gülüşü içerisinde bir kaç km ile kaçırıp, aldığımız ruhun keyifli sohbet içerisinde şelaleye doğru yürümeye başlıyoruz. 45 derecelik sıcağın altında, koy koy, akarsu, nehir keşifi her ne kadar bazı anlarda zorluyor olsada ulaştığımda ki doğanın gözlerime baktığı gökkuşağı kadar renkli umut veren yeşili, sarısı, turuncusu benim yollarda yürüdüğüm tüm yolların yorgunluk izlerini kaybettiyordu.

Şelaleye yaklaştıkça akarsuyu oluşturduğu renkli kayalıkların arasından biraz tırmanış sonrası inip çıktığımız taş merdivenlerin sonuna doğru geliyoruz. Bir ağaca bağlanan halat ile şelanenin orta derin noktasına sert bir dalış tüm yorgunluğu götürecek keyif veriyordu.

Berrak rengi, soğukluğu ve kendimizi cüneyt arkın fimlerinde hissettiren uçarak suya dalışlarımız bizi oldukça mutlu etmişti, çocukluğu hissettirmişti. Bir şelaleden ayrılıp, diğerine  ulaşmak için tekrar yola çıkıyordum. Köyceğiz ‘muğla’nın ismini veren beldelerden biriydi benim için. Fakat ‘muğla’ ismi sizlerin düşüncelerinde ne çağrıştıyor bilmiyorum ama düşlerinize eşittir köyceğizi unutmayın. Köyceğiz’e 20 km Köyceğiz-Ortaca yolu üzeri kuzey tepe noktasında bulunan bir restoranın adıyla yerli ve yabancı turiste ulaşmış bir akarçaya ‘Yuvarlakçay’a varmıştım.

Farklı bir his veren yeşil tonuyla, bembeyaz suyun üstünde doğanın verdiği kalas ile yapılmış salıncağın üzerinde ayaklar özgürlüğe açılıyorken, suyun soğukluğu güneşin kızıllığını bastırdığı anlarda yaşadıklarım yazdıklarımın üstüne bir haz veriyordu.

Salıncaktan, suyun derinliğe daldığım anlarda yolun özgürlüğünü hissediyordum; yolun üstünde, bir çöl sıcağında, gökyüzünün kanatlarında, suyun derinlerinde hissediyordum. Suyun içinden çıkıp ıslak şortumla bulduğum bir duvara sırtımı yaslayarak hem insanları izliyor hem de dinleniyordum.

FETHİYE

Yolculuğum Türkiye’nin en mavi sularına doğru devam ediyordu. 70 kilometrelik bir yolculuğun sonrasında kanyonları, vadileri, yürüdüğünüz sokakların, mavinin derinliğe uzandığınız teknelerinin gözlerinde hissettiğiniz benim için ruhunun gençliğini, misafirlerine yansıtan beldeye Fethiyeye ulaşıyordum.

Fethiyenin merkez bölgesi ilk defa gelenler için bir şaşkınlık yaratacak kadar sakin ve ilçeler arasında gelişimi en yavaş olan bölgelerden biri. Ege bölgesinin, Marmaris, Bodrum, Alaçatı gibi ünlü tatil beldelerinin gece canlılığı Fethiye’nin merkezinde bulunmuyor ve akşam saat 22.00 civarından sonra ışıklar sönüyor. Fakat merkezinden uzaklaşıp Ölüdenize doğru yol aldığınızda tabelaları ile sizi karşılayacak olan Hisarönü mahallesi Fethiyenin gece hayatını ayakta tutamaya yeticek kadar ışıklarını yakıyor. Gündüz Fethiyenin doğasına kavuşan, Ölüdeniz Kum Plajı, Kelebekler Vadisi, Kabak Koyu, Çalış Plajı, Belcekız plajı içerisinde, suyun üzerinde ve derinliğinde mavinin her tonuna ulaştığınız, yüzerken hissettiğiniz hafifliğe adeta bir yastık olmuş akan su içerisinde adeta bir terapi gören yerli ve yabancı turistler ulaştıkları doğanın eşsiz yapısının, yüzlerinde yarattığı gülümseme ile bunu Hisarönü’nün canlı caddelerinde sohbet ile dans ile taclandırıyorlar.

Sabah’ın erken saatlerinde Babadağ’ın 3000 metre rakımlı tepesinden Ölüdenizin o eşsiz manzarasına doğru süzülen paraşütler, bölgenin görülmesi gereken koyları, kumları kadar yaşanılması gereken aktivitelerinden biri olmuş durumda. Fakat burada her yıl üstüne olduğundan çok daha fazla fiyat konulan paraşütler yerli turistin sayısını azaltıp, yabancı turist sayısını artırır duruma gelmiş. Ölüdeniz bölgesinin tabiat olarak verdiği hazzın yanında, bu bölgenin hem paraşüt hem otopark ve restoran yerleri hem de konaklama bölgeleri belki bir Bodrum, Alaçatı ile eş değer fiyatlandırılmaya sahip olsalarda özellikle yerli turist ile konuşma üslupu, hizmet ve ağırlanma Ege’nin fikrimce en kötü özelliğini taşıyor.

Belcekız Plajı (Blue Lagoon)

Mavinin İçinde Islanmaya Doğru

Tabiatın güzelliğini açık denizlerdede görmek isteyenler için Fethiye en çok koylara sahip olan, hem de bulundurduğu koylar ile türkiyenin genelinde yine fikrimce bir numara olan bölge. Hem Fethiye merkez hem de Ölüdenizden kaldırılan büyük tur tekneleri (isteğe göre küçüklerde var) sabah 9’dan akşam 18 civarına kadar sizleri açık denizlerin ortasında bulunan koylara kanca atarak 30 dakika ile 1 saatlik yüzme molaları vererek, öğle yemeği, müzikler ile tatilinizin bir günlük rotasını dolduruyor.

Kelebekler Vadisi (Yukarıdan Görünüm )

Kabak Koyu

İçlerinde 12 Adalar Turundan, Mavi Mağaraya; Kelebekler Vadisinden, Soğuk Su Koyuna ulaşabileceğiniz turlar sizin seçimlerinizi bekliyor, hepsi birbirinden ayrı güzel olan turlar için fikrimce Kelebekler Vadisi turu içerinden en çok görsel güzelliği hem de diğer uğradıkları koylar ile en güzeli.

12 Adalar Turu

Mavi Koy Turu (Kebelekler Vadisi Dahil)

Fethiye’nin gezilmesi gereken bir çok koyun yanında birde doğal yapısı ile içerisinde farklı bir ambiyans yaşayabileceğiniz Kanyonu var.

Saklıkent Kanyonu

Sadece bir gününüzüde,  bir keçi çobanı tarafından keşfedilerek ortaya çıkmış, 1996 yılında Milli Park ilan edilerek, keşfeden çoban tarafından devletten kiralanıp  işletmesinin yükümlüğüğünü üstlendiği, yaklaşık 18 kilometrelik  uzunluğuyla Türkiyenin en uzun kanyonu olma özelliğini taşıyan Saklıkent Kanyonunda, kanyonun akarsuyunun yanında yapılan kahvaltı, öğleden sonra kanyon içerisinde yapabileceğiniz macera aktivetlerinden rafting&zipline ile, günün son noktalanış saatlerinde ise kanyon içerisinde buz gibi suyun ayaklarınızda yarattığı titreşim,otantik kayalıkların arasından yapacağınız yürüş ile gezinizi parkurda noktalayabilirsiniz.

Kanyon içerisinde bulunan 10’a yakın mağaranın içerisine girip, şifalı olduğu söylenen killer (çamur benzeri madde ile) ile vücudunuza maske yapabilirsiniz. Fethiye’nin yaklaşık 40 kilometrelik uzaklığında bulunan kanyon, foça mahallesine bağlı, foça-fethiye arası minibüsler ile 1 saatlik yolculuk sonrasında ulaşabileceğiniz durumda.

Kanyon içerisinde yürümek  engebeli, bazı noktalarda kesici ve kaygan olduğu için deniz ayakkabısı ile yürümeniz sizler için iyi olacaktır. Fethiye’de uçarak yukarıdan göremediğim ölüdeniz’i, Türkiyenin ilk ve en uzun yürüyüş yolu olan 530 kilometrelik Likya Yolu üzerinde bulunan Fethiye Başlangıç Tabelasından yaklaşık bir kaç kilometrelik yürüyüş sonrası vardığım Montana Tepesi’nden izleyerek Fethiye turumu noktalıyorum.

Muğla, yazılanların, çekilenlerin ötesinde atılacak adımlar ile bir insanı etkileyebilecek şehir. Muğla’yı hissetmek demek, Marmaris’i Datça’yı Ula’yı Köyceğiz’i Fethiye’yi hissetmek demek buraların tabiatında kirpiklerinizi söndürmeden yürümeniz demek, Muğla’yı keşfetmek demek, biyolojik yaşınızı her ilçede bir sayı geriye atlamak demek.

BODRUM

Şimdi ise Muğla’da ilk adım attığım ilçeye,  2015 yılının temmuz sonlarında renkleri, modernliğini ile üstümde hissettiğim başka havasını nereye seyahat edersem edeyim o beldenin bende başka bir yeri olacağı yere şarkısıyla, musikisiyle isim olmuş Bodrum’a yapıyordum. Didim’den çıktığım yolculuğun Aydından sonra, Muğla sınırları içerisinde ki ilk ilçesi olan Milas’a bağlı, Bafa Gölü’nün kenarından yol aldığım yaklaşan kilometrelerin denizin bitiş noktasına doğru seyahat hissinin ardından önce bembeyaz renkleriyle büyük turizm otellerinin ardından masmavi ege denizinin rengini beyaz evlere yansıtmasıyla ortaya çıkan adı mutluluk olan rengin ve bir şehire daha sarılmanın içimde ki heyecanlı  kıpırtısıyla Bodrum’a giriş yapıyordum.

Daha en başında giriş kelamımın içerisinde de söylediğim beyaz evleri, denize açılan ruhun büyük limanı, maviliğe açılan pencerisiyle beraber sırtını kuzeye yaslanan kalesi, memleketin dışına taşan adıyla, dünya tanımlıyordu Bodrum’u. Muğla’nın en bakımlı, en büyük ve en lüx limanına sahip bodrum’un içerisinde adımlarımı atıyordum.

Akşamüstü saatlerinde vardığım bodrum’da gün batıyor, limanın üstüne bir gökkuşağı kadar renkli kayboluşu her kareyi değerli kılıyordu. Gündüz hem Bodrum’un içerisinde olan plajları hem de Yalıkavak, Turgutreis, Gümüşlük gibi koylarıyla ünlü koylarında dinlenen turistler akşam üstü bodrum’un lezzetli balıklarıyla akşam yemeklerini yiyor, saat’in geceye yaklaştığı vakitlerde çarşısında kalabalık kafileler artıyordu.

Bodrum Merkez

Gece 12’den sonra başlayan Bodrum’un gece hayatı ve Bodrum Barlar Sokağı yerli ve yabancı turistlere Muğla’nın en iyi gece hayatlarından birini yaşatıyor. Sabah’ın ilk ışıklarının parlayan suyun  evlerde yarattığı ışık ile başladığı günde, güzel bir kahvaltı sonrası Bodrum’un kalesine tırmanış gerçekleştiriyordum. Oldukça uzun merdivenlerin olduğu her bir merdiven adımının seni daha iyi manzaraya çıkardığı Bodrum Kalesi’nin zirve noktasında sallanan Türk Bayrağı ile  Bodrum’u bir fonus kafese koymuş gibi izlettiren manzara, çıkılan tüm merdivenlerin yorgunluğunu kaybettiriyordu.

1406-1523 yılları arasında inşa edilen St. Jean Şövalyeleri’nin kalesi, 19. yüzyıl sonunda hapishane olarak kullanılarak dönemin bir hamam yapısını alarak Osmanlı niteliği kazanmıştır. Şuan Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmakta olan kalenin içerisinde Türk hamamı, Amphora sergilemesi, Doğu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, İşkence ve Katliam Odaları sergilenmektedir.

Özellikle işkence odaları dönemin ambiyasını anlatmak amacıyla yerleştirilmiş heykelleri görmek o döneme görsel yolculuğa gitmeye ne kadar yakınlaştırsada beni oldukça etkilemişti. Bodrum Kalesinden çıktığım yolculuğun serinlemesi olarak Turgutreis’i tercih ediyorum.

Turgutreis küçük çaplı çarşısı, denize sıfır balıkçıları,  sessiz denizi, biraz daha orta yaş kesime yönelik bir belde olmasıyla biliniyor. Muğla’da ki son dalışımı Turgutreis’in suyu üzerinden Ege’nin derinliğinde Muğla öykümün’ün sonuna gelmiş bulunuyorum.  Muğla’nın köylerinde ve turistik yerleşim yerlerinin bazıları haricindeki tüm bölgede ki insanların sizleri kucaklaması, yardımseverliği, sizleri gördükleri anda ki yüzlerinde yarattığı gülümsenin etkisi benim kalbim’de pozitif duygulara sahip oldu. Doğduğum topraklarda gibi hissettiğim, her bir toprağın hem keşfedilmeyi beklendiği Karadenizinden Egesine; Doğusundan Akdenizine bölge bölge; Muğla’dan, Sinop’a; Şırnak’dan, Kırklareli’ye memleketim hissettiren böyle insanlar sayesinde, bu toprağın kökü olan, tabelası olmayan her yerdir benim memleketim; hissettiğim her yer Türkiye Cumhuriyeti’dir memleketim. Türkiye turumun yeni şehirlerine ulaştıkça, sizlere göstereceğim, anlatacağım hem de yazacağım onca öykünün bende ki heyecanını sizlere ruhumdan çıkan sözcükler ile yazdığım defterim, bu ülkeye kol olan sırtımda yüklendiğim sırtçantam, bazen yine söz olup dökülecek, bazen yazı olup akıcak göz bebeklerinize. Yeşilin, Beyazın, Mavinin tonlarında kaybolacağınız Muğla yolculuğunuza, defterim bir harita,  pusulanız heyecanınız olsun. Sevgi, saygı yol ile.

MUĞLA KARELER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: