Asya ile Avrupa topraklarını; yaşlı bir çınar ağacının köklerini dört bir yana ördüğü gibi birbirine bağlayan; kültürlerin, dinlerin, yaşamların bir geçiş kapısı olan Orta Doğu’nun şah damarı Türkiye Cumhuriyeti topraklarında; sırtımda çanta, kırmızı beyaz yol haritam ile 81 il, 957 ilçe, milyonlarca hikayeye doğru yolculuğum devam ediyordu. Dönemin ilk sınavlarının bitişine geldiğimiz yağmurlu bir Sakarya sabahında sınava ne kadar hazır olduğumu tahmin edemesemde yola çıkmak için oldukça hazır hissediyordum. Ekipmanlarımı sırtıma yerleştirip, evin kapısını yavaşca örttükten sonra okula doğru çıkışa geçtim. Derslerden ya da sınavlardan sonra yolculuğa çıkmama alışan arkadaşlarım artık beni çadırım, tulumum ile görünce garipsemiyor, favori sorularını eksik etmeden, yine nereye rotasız? diyorlardı. Sınav kağıdını teslim etmemle beraber artık ana yola doğru yolculuğum başlamıştı. Okulun garajından bindiğim otobüs ile otoyolun belli bir yakınına kadar gelip ardından 15 dakikalık bir yürüyüş sonrasında; her çıktığımda heyecanını duyduğum, ruhumun kendisi hissettiği, ben olduğum yerdeydim.

Evet yoldaydım! Araçlar geçiyor, gülüşüyoruz, suyumu içiyorum, kulağımda yolların ritmi asfaltın sesiyle otostop yolculuğum devam ediyordu. İlk bindiğim araç, Türkiye’de ulaşım filosunun büyük yüzdeliğini sağlayan, ticari araçların geçmediği çizgilerden backpackerları yolda bırakmayan, yemeğinden, kahvesine ısmarlamadan araçından indirmeyen tırlarımızdan birtanesi oluyordu. Rotası Kuzey Irağa olan, Silopili abiyle beraber Gerede yol ayrımına kadar doğudan batıya bir sohbet yolculuğumuz sonrasında her şey için teşekkür edip ilk araçımdan ayrılaşa geçtim. Kısa kilometreler arasında altı araç, altı hayat tanıdıktan sonra artık Yozgat’a giden son araçıma binmiş bulunuyordum. Şehirlere varırken, o toprağın içersinden gelmiş insanların araçlarına binmekte önemlidir benim için. Çünkü bir şehirin en önemli varlığıdır insan. Yola çıkmadan önce onlarca farklı yerden araştırmalar yapıyorum ama yaptığım araştırmalar bana doğayı, tarihi, yemekleri anlatsada insanını veremiyor. O yüzden insanı, insandan tanımaktır gayem benim. Yozgata uzanan yolculuğumun son aracında Yozgatta doğup büyümüş iki abiye denk gelmekte mutluluğun karesi oldu. Yozgatı anlattılar, yaşayışı, geçimi anlattılar, bilinmeyenleri anlattılar. Onlar anlattıkça bir şehire olan ilgim, düşüncelerim daha çok değişti ve artık sanki sobe yapmak için saklanan bir çocuk gibi saklanmış bir şehir girişiyle yozgata girmiş bulunuyorduk.

Kent ‘e İlk Ayak

Yozgat’a 6 saatlik bir yolculuğun sonunda varmış, meydan kısmına doğru yürürken yozgatın meşhur saat kuleside bana doğru bakıyordu. Saat kulesinin yanında bulunan meydanda biraz dinlenişe geçerken banklardan birine oturup haritadan hem yozgatın meşhur desti kebabçısının tarifine hem de bir yandan akşam için çadır kurabilceğim uygun bir alan için göz gezdiyordum. Kafamda bir iki yer kurmuş olsamda yinede yakınlardan bir iki kişiye oraların uygun olup olmadığını sormak için bakınıyordum. Meydan’da bulunan çeşmenin başına doğru baktığımda itfaiye kıyafetiyle bir abi damacanaya su dolduruyor, biraz uzağındada itfaiye pikabı duruyordu. İçimden merkezlerine su götürecekler herhalde diye geçiyorken, en güvenli bilgiyi alabilceğim itfaiye erine doğru yürümeye başladım. Selamımı verip, kendimi tanıttıktan sonra kafamdaki
iki soruyu sordum ve onu dinlemeye koyuldum. Abi benim yanına doğru yürüdüğümü gördüğünde oldukça şaşkın olarak bana bakıyorken sorduğum soruları cevaplarkende gözlerinde hala o şaşkınlığı hissebiliyordum. Aslında şehire girdiğimden beri bu şaşkınlık halk üzerinde vardı, herhalde ilk defa sırt çantasıyla yozgatı tanımak için gelen bir gezgine rastlıyorlardı. Sorduğum sorulara, şaşkınlığını bana karşı biraz yitirmeye başlayıp içtenlikle güzel yerler önermesinden sonra adının Tercan olduğu abiye teşekkür edip ayrılcağım sırada Tercan abinin arkadaşı, meslektaşı geldi. Benim gibi gezginlere oldukça ilgili olduğu, kendisininde kampçı olduğunu söyleyen Rıdvan abiylede kısa sohbet ettikten sonra oda bildiği bir kaç yerden bahsetti kamp ve yemek için. İkisinede teşekkür edip artık önerdikleri yere doğru gideceğim sıra Rıdvan abi, sen orayı boşver gel bizim merkezin bahçesine kur çadırını dedi. Bende oldukça şaşkın olarak itfaiye merkezinin mi? dedim. Evet önünde çim alan var rahatça kurarsın dedi. Bende benim için farklı bir deneyim olur diyerek sevinç içerisinde kabul ettim. Damacanayı pikabın arkasına atıp, itfaiye merkezine doğru yola çıkıyorduk. Uzun saatlerdir bir şey yemediğim için abilere önerdikleri yemek yerlerinin oraya uzaklığını sorup karnımın aç olduğunu söyledim. Onlarda beni güzel bir şekilde lezzeti hissebilceğim mekanın önüne kadar getirdiler ve Rıdvan abi mekana girip misafir olduğumu söyleyip yemekte güzel bir indirim yaptırdı.

Meşhur desti kebabı.

Ben yemeği bekliyorken onlar genel merkeze geçmeleri gerektiğini, çantamın pikapta kalabilceği söylediler. Merkez yaklaşık 1,5 km uzaklıktaydı, bende çantanın kalmasının iyi olacağını yemekten sonra yürüyerek geliceğimi söyledim ve onlar merkeze doğru geçti. Desdi iyi pişmiş bir durumda, güzel görüntüsüyle sunumu yapıldıktan sonra, uzun saatlerin verdiği acıkma durumuyla beraber afiyette olsun demem çok da uzun sürmedi ve mekandan ayrılarak binaların yapılarını, çevreyi, insanı inceleyerek itfaiye merkezine doğru yürümeye başladım.

15 dakikalık bir yürüme sonrasında merkeze vardım, tahmin ettiğimden oldukça büyük bir itfaiye merkeziydi. Merkezde ki binadan çıkan Rıdvan abi işaret ettikten sonra itfaiye merkez binasına selam vererek giriş yapmış bulunuyordum. İçerisi oldukça kalabalık itfaiyeci abilerimiz ile doluydu ve bütün gözler şaşkınlık içerisinde olsada ağızlardan çıkan Hoşgeldin cümleleriyle beni oldukça mutlu etmişti. Şaşkınların yanında hissettirdikleri o misafirperverlik ile çay geldi, sohbet başladı. İçerideki her kişiden farklı bir soruyla karşılaşmak beni oldukça mutlu ediyor, içtenlikle hepsine gülümseyerek cevap veriyordum. Rıdvan abi dışarıdaki çimlik alanı gösterip oraya rahatça çadır kurabilceğimi söyledikten sonra bende evet girişte görmüştüm gayet iyi görünüyor benim için desemde aslında onların ilk beni davetinde beni bugün çadırda değil yatakhanelerinde misafir etmek varmış. Ben ne kadar buraya çadır kurmak için geldiğimi söylesemde, hep birlik içerisinde arkadaki yataktahanede boş yatak olduğunu rahatça uyuyabilceğimi söylediler bende tekliflerini içtenlikle kabul ettim. Saatler geçiyor, onlar soruyor ben cevaplıyorum ben itfaiye ve yozgat ile merak ettiklerimi soruyor, onlar samimiyetle cevaplıyorlardı.

Küçüklük Hayalinin İçinde; İtfaiye

Saat gece 12’ye doğru gelirken aslında en çok merak ettiğim, küçüklük hayalimden kalan itfaiye arabalarının içini görme düşüncesini artık dışa vurdum ve Rıdvan abiye gezme fırsatım olup olmadığını sordum. Sabah erkenden yola çıkacağım için en uygun bu saatte söyleyebilsemde Rıdvan abi tabi hemen gidelim diyerek beni yan tarafta bulunan araçların oraya doğru götürdü. Olduğumuz yer, Yozgatın ilçe, kasaba ve köylerine bütün kaza, yangın, kurtarma durumlarına araç yolladıkları Yozgat Genel İtfaiye Merkeziydi. İçeride 6 farklı itfaiye araçı bulunuyordu ve bir kaç tanesi daha da şuan için serviste olduğunu söyledi. Her olayın içeriğine göre farklı araç ile yola çıktıklarını, araçların içerisindeki su bölümünden, kurtarma bölümüne ve bir çok mekanizmayı bana anlatan Rıdvan abi; çocukluğumda okula gelen itfaiye araçlarını sadece dışarıdan görüp, merak ettiğim iç bölümü görmek için utangaçlığımdan yanlarına gidemediğim araçları a’dan z’ye anlatmış, ve o ruhumda ki çocuğun yüzünü güldürmüş bulunuyordu.

Rıdvan abiye teşekkür edip, itfaiye araçlarıyla bir kaç pozumuda çekmesine rica ettikten sonra tekrar binaya girip çayları tazeledik. Saat gecenin ortasına doğru gelirken ben onlara hayırlı nöbetler dileyip yatakhanede bana hazırladıkları yatağa doğru geçtim. Yorgunluğum ile kısa sürede daldığım uykuda rahat ve sıcak bir gece geçirmiş olarak gözlerimi yeni güne açtım. Geceyi oldukça güven ve huzur içerisinde hiçbir kötü haber almadan geçiren abiler nöbetlerini devretmek için hazırlanıyorlardı. Nöbet değişimi olduktan sonra Rıdvan abi ve bir kaç abiyle daha araçlardan birine atladık ve beni merkeze kadar getirdiler. Öncelikle Rıdvan abi, Tercan abiyle beraber bana yaşattıkları bu güzel ve ilginç deneyim için tüm Yozgat İtfaiye Genel Merkezindeki abilere tekrar teşekkürlerimi iletiyorum.

Rıdvan abiye ve itfahiye merkezine teşekkürlerimi iletiyorum.

Kepenklerin İlk Sesi; Sabah

Sabahın erken saatinde yozgat oldukça soğuk ve sisli olsada sevdiğim bir hava durumu içerisinde yozgatın en meşhur caddesinin, kepenklerin kaldırılış sesiyle esnafa hayırlı işler diyerek Yozgatta görmeyi merak ettiğim en güzel yere doğru yürüyordum. Yaklaşık 3,5 kilometrelik bir mesafenin, oldukça dik bir rampası olan 1 kilometresini otostopla çıkmış bulunuyordum.

Kentin Yeşil Hava Sahası

Evet artık, Türkiyenin İlk Milli Parkı olma özelliği taşıyan, çam ağaçlarının, farklı kuş çeşitlerinin, Yozgatın yaşam oksijiyenini sağlayan, hayatta var olmalalarıyla insana, hayvana ve evrene hiçbir karşılık beklemeden can veren yemyeşil ormanın içerisinde, Yozgat Çamlığı Milli Parkındaydım. İçeriye giriş olarak 0.50 kuruş bir öğrenci ücreti ödedikten sonra buranın İç Anadolu Bölgesi’nde insan etkisi ile meydana gelen step içerisinde yer alan sayılı kalıntı ormanlardan biri olduğunu bilgisinide okumuştum. Şehirdeki zehirin ulaşamadığı tabiat parkında sabah nefesini içime çekerek yürümeye başladım. Ağaçların içerisinde bulunan göletin etrafını turlayıp oldukça hayran dolu izlenimlerle burayı birde yukarıdan görmek için yukarıdaki seyir terasına doğru yürümeye karar verdim.

Seyir terası için tekrar giriş yaptığım güvenlik bölgesine gelmiştim ve bu sırada en uygun yolu güvenliğe sormayı düşündüm. Güvenlik abi tarif ettiği sırada, bir araç yanaştı ve abi araçın içeriye geçişi için bariyeri kaldırmadan bu gençide yukarıya kadar götürsene dedi. Arabanın içerisindeki abi, öğrencimisin dedi ve evet cevabımla atla bakalım dedi. Kendisi yukarıdaki terasın yanında bulunan otelin sahibi olduğunu söyledi bende ona kendimi tanıtıp yukarıya doğru ağaçların içerisinde yeşil bir sohbet ettikten sonra zirveye vardık.

Terasla yakın yerlerde bulunan otelin girişine kadar geldik ve abi gel seni içerideki efsane bir ekip ile tanıştırayım dedi. Efsane ekip derken oldukça gülünç içerisinde olan abiye tabi memnuniyetle dedim ve daha inşaat halindeki otele giriş yaptık.Bir kaç merdiven çıktık ve bir odaya girdik. İçeride alçı ustasından, boya ustasına her türlü abim bulunuyor güzel bir kahvaltı içerisinde birbirleriyle atışarak sohbet ediyorlardı. Beni görünce yine alıştığım o şaşkınlığı üstümde hissetsemde bu şaşkınlık çok kısa süre içerisinde makaraya döndü ve banada çaylarından ikram ettiler. Yarım saat kadar sonra artık Yozgatta göreceğim diğer bölgeler içinde daha fazla bu güzel sohbete eşlik edemeyeceğimi söyleyip otelden, beni getiren abiye teşekkür edip ayrıldım.

Sisli Zirve, Yeşil Oksijen

Yoğun sisin ağaçları ve yozgatın manzarasını örtmesiyle beraber yakaladığım bir kaç poz ile artık inişe doğru geçtim ve aşşağı ana yola doğru yürümeye başladım. Burdan sonraki rotam Sarıkaya ilçesindeki Tarihi Roma Hamamına doğru olucaktı. Tekrardan kollarımı kaldırıp otostoba başladıktan sonra çok uzun bir süre beklemeden beni alan oranın yht projesinde çalışan inşaat mühendisi Bingöllü abiyle beraber Sarıkayaya doğru koyulduk. Aslında abi Sorgun’a kadar gidiyor olsada benim için yolunu 45 kilometre uzatıp beni Hamamın önüne kadar getirdi. Kendiside bir yılı aşkındır bu proje için Yozgatta olsada buraya bir türlü uğrayamadığını benimde ona bir neden olduğumu söyledi ve buda beni mutlu etti.

Kalabalıkların Ortasında Tarih

Tarihi Roma Hamamı olarak bilinen bir diğer adıyla Kral Kızı Hamamı, Roma dönemine ait dünyadaki iki havuzdan biri olarak Yozgatın Sarıkaya ilçesinde bulunuyor. Bir halk banyosu olarakda geçen tarihi hamamın inşaası 2. yüzyıla kadar dayanıyor. Kazı çalışmaları hala devam etmekte olup, bir çok özel değerinin yanında tarihin ilk tedavi merkezide olan hamamı rahatlıkla gezebiliyorsunuz. Yozgat yolculuğuma çıkmadan önce yaptığım araştırmalarım ile oldukça merakımı uyandıran bu tarihi ilçe ve yapıyı en yakından görmek beni hem hayrete düşürdü hemde mutlu etti. Yerleşik hayatın ortasında asırlardır dimdik duran altında kaynayan 44 derecelik termal suyla oradaki insanlara tedavi sağlayan ve hatta termallerin turizme yönelik çalışması arttıkça halka maddi manevi imkanlar sunan bu kıymetli doğal değerimiz gibi ülkemizde bulunan bir çok değerin kıymetini bilmeli, özenle korumalı ve yaşadığımız bu toprakların bize neler verdiğini görmeliyiz. Bingöllü abimizle beraber bu tarihin özel mimarını görmenin değerli hissiyatı içerisinde Sarıkayada ki vaktimizi tamamlıyor ve bende Yozgatın son durağına gelmiş oluyordum.

Rotamı sadece Yozgat için çizdiğim bu yolda artık geri dönüş yoluna geçiyor Sorguna kadar abiyle beraber geri dönüşe geçiyordum. Dönüş yolunda böyle değerlerin önce oraya ait insanıyla değerlenip korunması ve daha sonra yine oraya ait insanlar ile bunu ülkedeki diğer şehirlere tanıtılması konusunda ki fikir birliği yapıyorduk. Doğdumuz topraklardan çıkmadan önce etrafımızdaki değerleri şeyleri korur ve bunları kendimizinde başka yerlerde merak ettiği yerler gibi yüceltir ve tanıtırsak bizimde gidip gördüğümüz yerlerin insanlarıda bizim topraklarımıza gelmesini sağlamış olur ve ülkemiz içerisindeki bir kaç bölgeye yoğunlaşan turizmin 1’den 81’e yayılmasına açılan en büyük kapı olurdu. Sorgun merkezine giriş yapmamızla beraber artık bingöllü abiye uzattığı yol ve ettiği güzel sohbet için teşekkür edip iyi çalışmalar dileyerek araçtan indim. Burdan sonra önümdeki kilometrelere, masanın üzerinde duran bir kitap misali bakarak sayfalarını çevirip tekrar otostoba başlamış oldum. Yozgat’a uzandığım bu yolculuğun en başından, Sakaryaya vardığım yol boyunca her araç içerisinde tanıdığım her insanın bu ülke topraklarında ki değerlere ve insana karşı olan sevgisini içinden hissettim. Bazen gösterdiğimiz bazı olumsuz davranışların bu yaşam içerisinde ki yorgunluğun bir kusuru olarak görmekteyim. Gençliğin, babalarına, dedelerine olan güveni daha yerde emeklerkenden babalarının bacaklara sıkıca sarılmayla geliyorsa, babalarında gençlere güveni işte tam da fikrin ve düşüncelerin oturduğu bu reşit çağda onlara bilimi, kültürü, sanatı, müziği, ülkeyi hiç görmedikleri şekilde önlerine sunmaya başladığımız an ile gençliğe olan inançlarını yeniden canlandırıyorduk. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında her zaman bir bütün olarak doğmuş, büyümüş ve bir bütün olarak hareket etmekte olup bu bütünlüğün içerisindeki genç grubun bir parçası olarak ülkemin metropol kentinden, ağaçların nefesini yitirdiği köye kadar uzanıp insanın yaşayıp biçimini ve yine o metropolün değerini içerisinde ve yine bizim en kıymetli hazinemiz olan içinden çıktığımız köy topraklarını yerinde görmeye devam edeceğim. Gazi Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği ‘Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek,doğmuş uygarlıkları tanıma ve sahip olmaktan geçer’ sözüyle yollarımızın ilk olarak çemberimiz içeriside ki değerlere ve daha sonra ait olduğumuz bu vatan toprakları içerisindeki tüm çizgilere uzanması dileğimle, yolunuz daim olsun.

Yozgat çamlığı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: