Konuşarak başaracağız, anlattıklarımızı dinlettireceğiz, birbirimizi affedeceğiz. Bugün sözcükleri kullanarak, yazının içinde kendimize anlık bir motivasyon sağlayarak bir fidanı bir ağaç yapmayacağız, yapamayacağız. Ama yeşereceğiz, bu topraklara isim vermeden bir ideal uğrunda yürüyeceğiz, uzun molalara mesafe koymayacağız, dinlenmeyi de öğreneceğiz, dinlendirmeyi de. Kademe atladığın zamanlara iyi sarıl, her anını yaşa, her anının dakikasını sakla, sakla ki ilerledikçe unutulmasın, silinmesin aldığın su, aldığın hava, silinmesin sana bir duyguyu tattıran insan, silinmesin bir fikre ışık yakan. Konumuz insan, konumuz doğuş. Vakitin uzun zamandır aktığı, tarihini kestiremediğim bir noktadan süregelen bir sohbetim, bir konuşmacılığım var. Hem benim kendi kendime yol da, eğitim de, iş hayatının içerisinde olan hem de içinde bulunduğum dostlar toplantısında ve daha da geniş yelpaze de yeni bir karşılaşma da bir yorumu dinleyebilecek kadar vakti olan insanı yakaladığım da yapabileceğim sohbetim, konuşacaklarım var. Yılların suskunluğunu mu çıkarıyorum, geleceğin motivasyon konuşmacılığına mı hazırlanıyorum kestirmiyorum ama inandığım bir duygudur ki canlı olarak bu tabiatın içinde olan her madde bununla doğuyor, bununla ölüyor. Doğumun bağırışlarından yankılanıyor evren aslında, bir insandan öte bir fikir doğuyor. Tek bir fikir yanlışı veya doğrusu tartışılmaksızın o kadar büyüktür ki buna sahip olabilecek bir insanın dünyaya gelmesinin sesi beyaz koridorlardan, uzun caddelere, yüksek binalara taşınır. O yankı bir kere kendini gösterdikten sonra bir sahipliğe, bir sahiplikte suskunluğa geçer. Uzun yıllar boyu hatırlayamayacağı, hatırlamayı birilerine bağlayacağı yaşamın içinde ilerler. Sahiplerinden kurtulduğu veya sahiplerinin hiç olmadığı bir yaşın içinde kendine bakabileceği, kendi yankısının kime yankı yapabileceğini gördüğü yaşın içinde, içinde olduğu toplum, aile, kültür yapısına bağlı olarak bir kelam döker kendine. O kelam bir sorudur. Konuşmalı mıyım, konuşanları içimde yorumlamalımıyım, kimse duymadan, kimse sen ne düşünüyorsun diye sormadan cevaplarımı hazırlamalı mıyım diye iç geçirmedir. O gün daha gençlik çağının ilk adımlarında yaşadığı çevrenin de elbette etkisinde kalarak fakat sonuç odaklı bakıldığında öznel bir karar yetkisine sahip biri olarak da kendi kendine bir yol çizer. Çizdiği yolun yaşının zorunlu öğretim hayatından çıktığı zamanlarda büyüme duygusunu çok fazla hissetmeye başlayan insan uzun süre önce aldığı karar nezdinde devam ederken hayat akışının içinde bu kararı ya bozmaya ya da geliştirmeye odaklanmak ister. Başlayacağı öğretim veya iş hayatı buna büyük etkendir. Yalnızca kendi kendine kademe atlamaya veya kademe değişmeye başladığı zaman izlediği kişi kendisi olmaz. Kimseye konuşamayan biri, birçok insanla içinden konuşuyor, birçok kişiyi analiz ediyor, onların yaptıklarından kendine çizdiği yolun içinde değişiklikler yapıyordur. Özel hayatına gizliliği bile kendine utanç gören kişi, yabancı hayatlardan aldığı yolu kendi kendine çizdiği hayat yolu sanabiliyor. Suskunluğun uzun süreliliği yaşadığı toplumun içinde insana bakışı da oldukça etkiliyor. Bugün hararetli bir sohbetin içerisinde sadece konuşanları onaylayan ve kabul eden biri bir süre sonra karşı konuşmacılar tarafından iki algıya sürüklenebiliyor. Konuşanlar, suskun ve sadece onaycı kişiyi  ya konuşulanları değersiz gördüğünden ya da konuşanların kendisinden üstün gördüğünden böyle bir duvar ördüğünü düşünebiliyor. Genel olarak bir sonuça gelirsek, bu yaşadığımız veya izleyerek bilgi sahibi olduğumuz büyük toplumların içinde ki insanların, bize kendini tanıtan, okutan, izlettiren ve en önemlisi hayat görüşü veren insanların her zaman konuşan insanlar olduğu, konuşmanın doğruluğunun kişiden kişiye değiştiği ama konuşmasının ona ulaşabilecek en büyük güç olduğunu görüyoruz. Bugün eğitimden, sağlığa, adalete, maddiyata ve genel üstünde durduğumuz maneviyatın içinde suskunluğun insanı hatırlamadığı, insana değer vermediği, sadece kendine çalışan, kendine yaşayan bir duygu olduğunu görüyoruz. Suskunluğun tek başınalık, özgürlük olmadığı, iki ayak üstünde durma olmadığını, gözlerin hep konuşanlar üzerinde olduğunu ve bir güç oluşturmadığını görüyoruz. O yüzden en başından dikkatinizi çekmek istediğim ‘konuşarak başaracağız’ bu yazının en önemli yeriydi. Daha sonra dinlettirmeyi ve affettirmeyi de anlatmak üzere şimdilik sağlıcakla.. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: