YAŞAMAK

Anlamını çözmeye çalışıyordum  yirmi ikinin sonlarına doğru gelirken. On dokuzlarda başladı, üstünden insanlar geçirdi, memleketler kokladı, hobilerini değiştirdi, fobileri üredi gittikçe karmaşaya girdi. Nedir yaşamak? Yaşam kadar kısa bir şey mi ? Ben katılmıyorum, hayır hayır değil. Yaşam, belli vakitler arasında nefes alıp verişimiz, bir şansa doğup, bir kalp krizi, bazen trafik kazası ve kurban edilişimiz ile son bulan olgu veya algı nasıl bir tabir koymak isterseniz. Ben yaşamaktan konuşacağım, yazacağım. Yaşamak, insanların farkına varana kadar bedenlerinden, zihinlerinden emekler harcadığı bir kazanç. Kaybetmişi olanlarının haritalardan silinmesi iki tarih aralığı kadar. Kazananları, yürüdüğü ve düşündüğü her duygu da haz duyanlar. Konuşmaya gerek duymayanlar, bazen susmaktan aşırı keyif alanlar, bazen arka  arkaya gelen kötülükleri gülümseyerek uzaklaştıranlar, bazen mutluluğu gülümsetenler . Evet evet mutluluğu gülümsetenler. Duygularını padişah yapanlar aslında kazananlar. Hiçbir savaş kazanmadan kelimeleri çözenler. Bugün binlerce kelimenin anlamları altında yatan köken tartışmaları, bayrak renkleri, sınır çizgileri, dil, din kavgalarını aşmışlar. Ne kadar değerli senden daha çok bir maddeyi yaşatmak?  Senin yaşamadığın noktada hiçbir ama hiçbir kıymeti olmayacak konuları savunmak. Kendine kendine düşman olmak bu. Farkındaysan eğer yine ileri gidiyorsundur. İnsan düşmanı olmadan bir şeyleri çözümseyemez. Birilerini aşağılamadan, aşağıladandı kim olduğunu göremeden o duyguya varamaz. Hiçbir zaman aşağıladığın adamdan daha aşağı adam olma duygusunu tatamaz. Yaşamak aşağıdan doğar. Yaşam ise iki çizgiye uğramadan göçer. Hayat, hangisini seçeceğinize göre size zorluklar sunar. Bu zorluklar bazen öyle tiksindirici olur ki sizi vatanlara, dinlere bağlı kılar. Haklısınız zor! Fakat yaşadığınız dünya hepsinden daha zor. Yaşamak, bir ayı’nın dışkısından beslenen, birkaç metre uzağında dibine su veren şelaleden can alan kiraz ağacı kadar tutunulması gereken bir duygu. Bir zeytin bir süt ile gelişebilirsiniz, boyunuz uzayabilir fizyolojik yaşınız artabilir, karnınızı doyurabilirsiniz,  maddiyatın kuvvetini kazanabilirsiniz, insan yetiştirdiğinizi zannedebilirsiniz, iyi insan doğduğunuzu, iyi aileden geldiğinizi düşünebilirsiniz, sanki bir tek sizi aileniz büyütmüş gibi bağlanabilirsiniz, dünyanın her köşesinde üreyen insanları, kabileler de üreyen insanları bilmeden, sanki bugün ulaştığınız en yüksek teklonojiye bir tek siz ulaşmış gibi düşünebilirsiniz, oysa yamyam kabilelerine tabletlerin girmediğini bilmeden, bu dünya ya ait her şeye ulaşabiliceğinizi düşünebilirsiniz, hiç kendinizi görmeden. Kendinize dönün, kendinizi okşayın, yaşamanın anlamına buradan yürüyorum. Kendinize kötülük yapın, kendinizi çamura atın, kendinizi kirledin. Kirledikçe,temizlenmeyi öğrenmeye çalışın. Başarırsanız eğer, bugün yakalarsanız kelimenin kökenini. Bugündür, yaşamdan ayrılmak, bugün saate bakmamak, bugün takvimi hatırlamamak, bugün eğitimin birinci günüdür. Sadece düşüncelerden doğan düşüncelere yönelin. Tecrübelerin son bulmayacağını her zaman söylerim ama yazılan tecrübelerden de nefret ederim onu da ekleyeyim. Kendi ürettiğinizin üstüne ne gördünüz, ne de göreceksiniz. Yaşamak’ın adını ben değil siz koyacaksınız. Kendinize hür yaşamanız dileğimle.

Yorum Bırak

%d blogcu bunu beğendi: