TARİHİN, YEMEĞİN, AVANGARTIN ÖYKÜSÜ; GAZİANTEP

“Ben Gazianteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar yalnız Gaziantep’i değil, bütün Türkiye’yi kurtardılar.” Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle Antep, uzun müddetler boyunca cenk içerisinde olup, gösterdiği yüce mukavemet neticesinde; Türkiye Cumhuriyeti hudutlarına bağlı tüm vilayetlerimizin doruk noktalarında şan ile dalgalanan ay yıldızlı bayrağımızın avangartı konumundadır. Tarihten bugüne uzanan zaman kesitinin adeta bir merdiveni andırdığı, her basamağı zaferler ile dolu vilayetlerimizin ince çizgisiyle; merdivenin 81’de 1 ayağı olan Antep öncülüğünde tüm vilayetlerimizin tarihini, kültürünü kendi has çizgisini kitaplarda okumanın ardında görme ve yaşama kavrama içerisinde, binlerce kilometreyi göz açıp kapanıncaya kadar geçiyor bugün tarihin avangartına, Güneydoğu Anadolu toprakları içerisindeki Gaziantep’e doğru yola çıkmaya hazırlanıyordum.

YOLCULUĞUN BERABERİNDEKİLER VE YOL

Bu seyahat boyunca tek başıma olmayacağım, liseden üç arkadaşım daha benimle beraber bu yolculuğa eşlik edeceklerdi. Zaman zaman tek başıma yaptığım yolculuklara ara veriyor, otostop kültürünü tanıtmak, yolun verdiklerini yolda göstermek için arkadaşlarımı yanıma alıyordum. Bir kış günü, Sakaryadan, Antep’e doğru uzanan uzun, heyecan dolu seyahat başlamış bulunuyordu. Bozüyük, Kütahyayı eksi derecelerde atlatmış kaymağı ile ünlü Afyon’a varmış bulunuyorduk. Önümüzde Konya, Adana, Osmaniye bulunuyordu ve biz Konyaya tek atmış olarak panelvan bir araç içinde seyahat ediyorduk. Aracın sahibi Uğur abi Konya üzerinden Aksaray ‘a geçeceğini, Aksarayda yaşadığını istersek bizi oraya kadar götürebilceğini, Aksaray yol istikametinden Antepe daha rahat araç bulabileceğimizi yolculuğun ilk başlarında tekrarlıyordu. Biz ise istikametimizi uzatmamak ve gece yarısından sonra yola devam etmeme düşüncesiyle Konya istikametinde devam edeceğimizi söyledik. Yolculuğun uzayan kilometrelerini, birbiriyle iç içe geçmiş sohbet darağacımızla beraber bitirmiş Konyaya yaklaşmıştık fakat çisildeyen yağmur kendini doluya döndürerek birde üstüne bir metre uzağı göremeyecek kadar sis’i indirip bize güzel bir sürpriz yapmıştı. Yolda her olumsuz durumun ardında her zaman bir güzellik beklemesi ve iki yıldır buna defalarca şahit olmam bana yine o güzelliği göreceğimi adeta gözlerimin önüne bir perde misali indirdi ve artık inmemize az kala eşyalarımızı toparlamaya başladık. Aksaray sapağına doğru son 5 kilometre kala, gideceğimiz istikametteki araçların geçişinin azalması ve hava durumunun düzelmeden istikrarla devam etmesi Uğur abinin içini rahat ettirmedi ve bize bugün yola daha devam etmeyin sizi evimde Aksarayda ağırlıyayım yarın yola devam edersiniz teklifini yaptı. Bir bakıma yolun tüm sürprizlerine açık olarak yolda olmak, bir evin misafiri olmayıda içinde barındırıyordu. Daha önce otostopta aracına alan yusuf amcamın evine davet edilmiş ve konaklamış olmamın yanında benimle ilk defa yola çıkan arkadaşlarım böyle bir teklifle ilk defa karşılaştığı için oldukça şaşkın, bir o kadarda yolun güzelliklerini görmeye başladıkları an itibari ile yüzlere oldukça güleç gözüküyordu. Onlar bu teklifin şaşkınlığı, yola devam edip etmemeyi düşünmeleri sıra duruyordu ki ben Uğur abinin teklifini kabul ettim ve Aksaray sapağında inmeden Uğur abinin evine doğru yol almaya başladık.

İNSANIN İÇİNE SICAK BİR SOFRAYA

Aksaray istikametinde devam ediyorken Uğur abinin eşi Pelin abla telefonla Uğur abiyi arayıp ne kadar yolun var ona göre yemeği koyacağım cümlelerin ardına Uğur abi az bir yolunun kaldığını fakat masaya fazladan 4 tabak koymasını daha söyledi. Detayları ise eve vardığımızda anlatacağını yineleyerek kapattı. Uğur abiyle Afyondan başlayan yolculuğumuz, Aksaraya kadar uzanmış ve artık kapının önüne kadar gelmiştik.

Arkadaşlarımın yüz ifadeleri biraz utangaçlık, biraz heyecan seyrederken Uğur abi kapıyı çaldı ve binaya giriş yaptık. Pelin abla bizleri karşısında görünce ‘amaan gelin gelin hoşgeldiniiizz’ naraları ve gülücükler içerisinde bizi kapıda karşılaması hepimiz için çok rahatlatıcı ve sevindiriciydi. Birer birer kendimizi tanıtıp içeri giriyorduk, sırtlarımızda çantalarımız ile. Pelin abla çantalarınızı salona koyun içeri geçin ısının sözcükleri ve gülümsemeleriyle beraber bizim içerideki ısıtıcıya hiç ihtiyaç duymadan yüreğimiz ısınmıştı bile. Uzun koridorun sonundaki küçük odaya girdiğimizde yerde bir sofra üstünde büyük bir tepsi içerisinde soslu, sucuklu bir makarna, pelin ablanın özel tatlısı ve köy ekmeği bizi bekliyordu. Hepimizin karnından hafif hafif sesler gelmeye başladığı sırada hazır bir sofraya oturmak, sıcacık bir odada adeta bir aile hissiyatıyla bulunmak oldukça keyif veriyordu.

Lezzet dolu yemek sonrasında artık akşam sohbetine geçmiş, Pelin ablanın özel dokuma minderleri üstünde sırtımızı duvara yaslamış, bir yandan sıcacık önümüze konan çayları yudumlayarak hem anlatıyor hem dinliyorduk. Bu arada ikramlar bitmiyor Pelin abla, önümüze tüm mutfağı seriyordu adeta. Güzel bir gecenin sonuna doğru geliyorken, bizi evlerinde ağırlayan güzel insanlara doğru baktığımda, Türkiyenin umut dolu insanlığını tüylerim diken diken hissediyor, kendimizi kaptırdığımız televizyon dünyası içerisinde bir çok şeyin gözlerimizi olduğundan çok daha kötüye boyadığını düşünüyorum. Yaşamlarımızı sürdüğümüz Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yetişmiş her bir birey olarak dede’den torunlara, evrenin en misafirperver, en yardımsever insanları olarak yetişmiş bizler, şuan içinde bulunduğum dairede ve 81 vilayetin milyonlarca dairesi içerisinde olduğunu candan, canandan hissetmek ruhumu o haber kanallarına karşı güldürüyordu. Sabahın ilk saatlerinde yeniden yola devam edicek bizlerin gözlerine uyku çökmüş, Pelin abla yataklarımızı hazırlamaya koyulmuştu. Uğur abi ve Pelin ablaya en içten teşekkürlerimiz ile yataklarımıza geçtik ve yaşadığımız bu güzel gecenin ruhumuzda yarattığı o tarifi olmayan hissiyatla beraber uykuya geçiyorduk. Sabah ilk saatlerde her birimizin telefonlarından alarm sesleri gelmeye başlamış, önder olarak yataktan kalkıp hazırlanıyor ve arkadaşlarımıda kaldırıyordum. Bizlerden çok daha önce uyanan Uğur abiyle Pelin abla, uyanma seslerimizi duyup odaya gelmişti. Son hazırlıklarımızı tamamlayıp çantalarımızı sırtımıza yerleştirip artık yola çıkmaya hazır bir şekilde onlara hemde yolda hemde evde bizi en güzel şekilde ağırladıkları, verdikleri içten gülümsemeleriyle içimizi ısıttıkları, bizi adeta bir aile gibi kucakladıkları için çok teşekkür edip, kapıya yöneldik. Pelin abladan yine bekliyorum sözcüklerine hep bir ağızdan söz veriyor, Uğur abinin sizi anayola kadar bırakayım teklifine hayır demeden Uğur abiyle beraber tekrar araça geçiyorduk. Antep için bizi en uygun yola bırakan Uğur abiyle tekrar vedalaşarak artık tekrardan parmakları Antep için kaldırmaya başladık.

ÖYKÜNÜN DEVAMINA DOĞRU

Kısa bir süre sonra yolların sahibi olan Tırlardan bir tanesi duruyor ve Antepe tek atmış olarak yola devam ediyorduk. Yollarda el kaldıran insan gördüğünde aldığı en hızlı ivmede, durması en zor durumlarda dahi durup aracına alan, yolcuyu yolda bırakmayan abimizin rotası bizden sonra Kuzey Irak ‘a doğru devam edecekti. Yaklaşık 500 kilometre yolu, yarı sohbet yarı içeride olan sıcakla kafalarımızın birbirimizin omzuna devrilerek geçirdiğimiz kısa şekerlemeler ile 8 saat süre sonunda bitiriyor, bu mesleğin güzel insanlarının adeta evi olan araçlarına hem insan alıp hemde termosundan yolluğuna bizlere sunduğu yiyecekler ve insanlığın en ihtiyacı olan güzel sohbetleriyle bizleri ağırladığı için çok teşekkür ederek araçtan iniyorduk. Evet, yaklaşık 2 günün sonunda yola çıktığımız bu vakte kadar geriye baktığımızda yaşadığımız onlarca güzelliğin sonunda, Güney Anadolunun en tatlı dolu, mutfağı ile dünya miras listesine girmiş, caddeleri küçük İstanbulu andıran modern görünümü ile Gaziantepe varmıştık. Sabah ilk yola çıkarken Pelin ablamızın yanımıza yolluk olarak verdiği kendi el yapımı pekmezinden yolda bir kaşık almış olarak duran bizler, dünya mutfağının kentine ilk adımlarımız ile beraber kendimizi antep yemeklerinin içerisinde bulduk.

GASTRONOMİ BAŞKENTİ ANTEP

Dünya kültürel miras listesi içerisinde bir çok yemeğini tescilleyen Gaziantep, Türkiye ‘ninde gastronomi başkenti olarak bilinirken bizde artık bu lezzetlere en yakın yerdeydik. Yemek olarak ilk durağımız, antep mutfağının öncülerinden, lezzeti boş kalmayan masalarıyla beraber ödülleşmiş İmam Çağdaş oluyordu. Ülkemizin kuzeyinden, güneyine; batısından, doğusuna uzandığım yolculuklarda her ilimizin kendisiyle özleşmiş lezzetlerinden paramın yettiği kadar tatmaya çalışıyor, yemek kültürünün ülkemizde çok değerli olduğunu düşünüyorum. Hızla gelişen gıda sektörümüzde, belli yörelerimize ait yiyecekleri artık her bölgede çok kolay ulaşım imkanı sağlansa dahi, her yörenin ürünün yöresinde yenmesi, gerçek lezzet kıvamına kendi yerinde ulaşılması toplumumuzun asli zenginliklerini göstericeği kanısındayım.

YEŞİLİN EN LEZZETLİ HALİ

Yemekleri yiyip, çayları içtikten sıra, ününün dünyaları aştığı, tatlı kültürümüzün simgesi olan, her gün tepsi tepsi ihracatını yaptığımız; Antep denildiğinde akıllara ilk yerleşen ‘baklavamıza’ gelmişti sıra. Daha önce gerçekleştirdiğim Antep turumda bu lezzete ulaşmış olsamda, arkadaşlarım ile beraber lezzetin heyecanını yeniden hissediyordum. Doğanın yeşil boyasına aşık olan birey olarak, antepin yeşil tatlıları beni benden almış olarak son lokmanın hüznüyle, damağımın gülümsemesini aynı anda yaşıyordum. Saat çok geç olmadan gece konaklayabileceğimiz yeri ayarlamak için mekandan ayrıldıktan sonra hem sokak sokak antebi keşfediyor hemde uygun fiyatta temiz ve güvenilir pansiyon arıyorduk. Aradığımızı çok da geçmeden 3, 4 kapı çalışımızdan sonra bulmuştuk. Eşyalarımızı yerleştirdik, bedenlerimizi dinlenişe bıraktık ve şu ana kadar geçen zamandan, komik anlardan, yoldan sohbete koyulduk. Fakat içinde bulunduğumuz şehir bizi öylesine içine çekiyordu ki bu şehrin duvarlara kapanması, bu şehrin yemesi de, içmesi de durmaz diyordu.

40 YIL GELENEĞİNE DOĞRU

Bizde bu şehrin içerisinde bu şehre karşı kırk yıllık hatır için kahve içmeye doğru yola koyulduk ve yağmurun şiddetiyle sırılsıklam içerisinde Tahmis Kahvecisine vardık. Hafif titreyerek girdiğimiz kahvecinin, sıcacık ortamı, lezzetine doyulmayacak menengiç kahvesiyle ısınmıştık. Tahmis Kahvecisi 1635 yılından beri hizmet veren tarihe isim olmuş bir dükkan. Kahvelerin yanında hiç tatmadığınız özel nostaljik çerez ikramı ile beraber kahvenin kendisinide satın alabilirsiniz. Yağmurun hafif şiddetini azaltması, kışın gezi halinin en keyifli halini yaşıyorken benim ve Şükrü’nün liseden arkadaş hayat yolunda yoldaşımız olan Mehmet ile karşılaşıyorduk.

KİLOMETRELERİN ÖTESİNDE SOHBET

Mehmetle daha önce haberleşiyor olsak da denk gelmemiz şansa bağlıydı ve tam da kırk yılların imzasının atıldığı yerde onu ve onun kuzeni bizim abimiz olan Cihan abiyle karşılaşmak bizi mutlu etmişti. Kalabalığımız arttı sohbetimiz gökkuşağı oldu, ben de dostlarım ile evlerimizden kilometrelerce uzakta sohbetin mutluluğu içerisindeydim. Uzun bir sohbeten sonra mehmet ve cihan abinin işleri gerekçesiyle ayrılmasıyla bizde tekrar odaya doğru geçtik. Uyumadan, dinlenerek vakit geçiyorken, hafif de acıkmaya doğru giderken midelerimiz; saatte gece yarısını aşmış iken, Antep’in gezi kültürünün, yemek kültürü üzerinden olduğunu Antep içerisinde bulunduğum her kelam içerisinde söylüyor, bu arada arkadaşlarımıda kaldırdıp onları ay’ın lezzetine sessiz antep sokaklarından meşhur Beyran ‘a doğru götürüyordum.

GECENİN DEVAM EDEN LEZZETLERİ

Sokaklar sessiz olsada, yemek lokantaları Antep de her saat çoşkulu, mutlu bir şekilde hizmet veriyordu, burda insanlar yaşamak için yemiyorlardı, yemek için yaşıyorlardı. Bol sarımsaklı, acılı kuzu etinden Beyranı, boğazlarımdan yana yana haz ile içiyorken, arkadaşlarım kokusuyla kendilerini sorguluyor yemek için biraz zorlanıyorlardı. Beyran’ın bir yemek olarak geçtiği bu bölgede, bir yemeği yenilecek en iştahla yemem arkadaşlarıma destek maheyetinde oluyor ve en azından bu lezzeti tatma hazlarını yaşıyorlardı. Güzel bir yemek sonrası ufuk çizgisi gözükmeye az kala artık uyku ihtiyacı da doğmuştu gözlerimizde. Hepimiz yorgunluğun böyle güzel yorgunluk olmasının ne kadar özel olduğunu bilerek uykuya geçiyorduk. Sabahın öncüsü ben normal hayatımdan daha çok kendime özen gösteriyorum yol halime. 3 saatlik uykuya mutlu kalkıyorum, 3 saatlik uykuya bin üstü kilometre gidip onlarca kilometre yürüyebiliyorum. Zor değil, mutluluk bu. Uyandım, caddeye bakan camdan güneşin kepenklerin altından doğuşunu izledim ve biraz daha arkadaşlarımın uyumasını bekledikten sonra onlarıda kaldırıp buranın en özel kahvaltısına doğru yola çıktık.

ZEKERİYA USTANIN SABAH MUTLULUĞU

Antebin en özel kahvaltısı, Katmer. En hakiki yeride Zekeriya Usta. Dar bir sokak arasında, aile sıcaklığı içerisinde sadece bir ocak bir mermer durabilecek kadar küçük, lezzeti asyadan avrupaya ulaşacak kadar fevkalade yerdi burası. Dışarıya attıkları birkaç sandalye tamamen full dolu, ayaktaki müşteriler için ağırlama yerlerinde sırayla herkes oturup kahvaltısını bekliyordu. Yarım saate yakın bir sürede sonra süt ile beraber bir değil, iki kişiye bile fazla gelebilecek büyüklükte, damaklarımıza bıraktığı o mutlulukla lezzetine asla doyulamayacak katmerimiz geldi. Kahvaltının mutluluk ile bir alakası olmalı sözünün, Antep’den çıktığıda burda belli olmuştu adeta. Tekrardan çantalarımızı sırtımıza yerleştirip, Antepin tarihi güzelliklerine doğru yürümeye başladık.

ANTEBİN HAMAMLARI SALLANIR KÜLHANLARI

İlk durağımız şarkılara konu olmuş Antep’in Hamam Müzesine oluyordu. Giriş ücretinin öğrenciye ücretsiz tam 2 lira olan dekorları, konseptiyle tarihin o eski hamamlarında hissedebiliyordunuz kendinizi. Ayrıca Halûk Perk koleksiyonundan hamam araç ve gereçleri, hamam adetleri, balmumu heykeller ve maketlerle çok güzel canlandırılmış bulunuyordu. Hamam ‘dan çıkıp Antep’in cenk içerisinde şanlı duruşunun en canlı kanıtına doğru yürüyorduk. Antep tarihi müzelerinde en güzel şekilde saklayan, bunları öğrenciye ücretsiz, halkada eskiden ücretsiz şimdilerde çok cüzi miktarlarda kapılarını açan müzecilik bakımından Türkiyede ki en gelişmiş kentimiz.

GAZİ ŞEHRİN MADALYALI KALESİ

Kale ‘ye girişte ücret ödemeden geçiş yaparak basamakları yavaş yavaş çıkıyor daha en başından bizlerin kahraman askerleri ve Ata ‘mızın heykeli karşılıyordu. Biraz tırmandıktan sonra kalenin içerisine doğru kapıdan adım atmamızla beraber kendimizi askeri tarih müzesi içerisinde bulmuştuk. İlk izlenimlerim tarihin böylesine detaylı, titiz ve güzel korunmasıydı. Hafif hafif kalenin zirvesine doğru yürüyorken; simülasyon gösterilerini, mehmetçiklerimizin heykellerini, zafer fotoğraflarını, madalyalarını en yakından görmenin hem duygusallığını yaşıyor hem de gururunu taşıyorduk.

Roma döneminin gözlem kulesi olarak kullanılan içinde bulunduğunuz kale, şimdi bir tarihin nasıl yok içerisinden yürüdüğü, nasıl toprak toprak kazanıldığının göstergesi olarak duruyor ve zirvesinde taşıdığı şanlı Türk Bayrağı ile bu milleti her zaman göklere baktırıyordu.

Antep kalesindeki gezimizden sonra yönümüzü Dünyanın en büyük 2. mozaik müzesine doğru çeviriyor ve yürümeye devam ediyorduk. Şehirlerin içerisinden, köylerden, kasabalardan elimden geldiğince yürüyerek ilerliyor, insanların yöresel kıyafetlerinden, konuşmalarına, bir şehri ayakta tutan yapılarına ve tarihe karşı nasıl saygı ile korunduğunu, bazen ise ne kadar yanlış ilerlemeler katettiğimize şahit oluyorum.

2. YY ANTİK ROMA ÇIKARIMLARINA DOĞRU

Arkadaşlarım ile beraber de bir kaç kilometrelik şehir yolculuğundan sonra Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesine varmış bulunuyorduk. Müzekartlarımızı okutup, 9 Eylül 2011 yılında açılan Zeugma Antik Kenti ’nden çıkarılan buluntuların olduğu, tarihi M.Ö. 300 yılına dayanan müzeye giriş yapmıştık.

3 kat boyunca Antik Romaya uzanan geniş mozaik sanatı oldukça etkileyiciydi. Her bir mozaik; tarihiyle, dokusuyla, gözleri adeta tutsak bırakıyordu. Fakat bu büyük müzenin tek bir özel oda içerisinde bulunan bir mozaik vardı ki izlenmesi saatleri durduruyordu.

İşte o eser;Tüm ailesini yurtdışına kaçıran tarihi eser kaçakçılarından yıkık bir sütunun altında saklanan ve onu ilk kez gören kişilerin (iç içe geçmiş iki halka küpesi nedeniyle) “Çingene Kızı” dediği Mainad Mozaiği ’dir. Bu odanın özel tasarımının amacı Çingene Kızı’nın buğulu bakışlarını ortaya çıkarmaktır. Önemi ise şimdiye kadar bulunan en büyük mozaik panellerden birinin parçasıdır.Sevinç ve hüznün aynı anda yansıtılması, 2000 yıl önce portre sanatında ulaşılan ileri seviyeyi göstermektedir. Her noktada takip eden bakışlarını daha etkin kılmak için “üç çeyrek bakış” tekniğinden yararlanılmıştır. Aynı teknik Da Vinci tarafından Mona Lisa tablosunda da kullanılmıştır. Eminim ki böyle tarihi değerleri, sadece o şehrin gelen turistlerin değil, o şehrin insanlarının da ziyareti başladığı zaman tarihin zenginlikleride tabiatımızın güzelliğide dünyaya büyük pencereden açılacak.

Biz Gaziantep gezimizin, sonuna gelmiş bulunuyor burdan Şanlıurfaya doğru elleri kaldırmaya başlıyorken sizlere; doğanın, tarihin, yemeklerin, giyimlerin içinden, geçmişin kökünden kopmamanızı istiyor, bir şehre her şeyiyle yaşamaya davet ediyorum. Bir şehri nasıl yaşanıyorsa öyle yaşamak o şehre ait olmaktır. Teşekkür ederim Antep, büyük mücadelen, zaferlerin üstüne adeta ödül gibi serilmiş lezzet dolu yemeklerin, misafirperverliğin ve en önemlisi bir şehirde mutlu adımlar attırdığın için. Bu yolda yanımda olan Rüya, Şükrü, Burcu arkadaşlarımada ayrı ayrı teşekkür ederim. Seyahatten, doğadan, tek başınıza veya grup halinde olmaktan korkmayın; yaşa seyahat et maceraya atıl ve asla pişman olma!

Yorum Bırak

%d blogcu bunu beğendi: