Yaşam alanlarımızdır; nefes dağarcığımızın, ruhumuza yeni bir hayat öngördüğü, bazen gelişime katkı, bazen gelişimimize gerekli yerleridir tabiat dediğimiz, ormanlar, göller, akarsular ve bir toprağın filizlenlendiği her bir metrekare yer, her bir metresi can olan yer. Gelişen teknolojiyle doyumsuzluğa doğru tırmanan insanı buluşturduğumuz bu günlerde, bir gün kendimizi yok etmeye doğru yaptığımız hazırlığın ivmesini almış bir şekilde en hızlı ilerler haldeyiz. Gözlerimiz kapalı, açılıyor zannediyoruz. Ceplerimiz boş, doluyor zannediyoruz. Vicdanımız batmış, susuyor zannediyoruz, tabiata karşı.

Bugün, 5 yıl önceki ziyaretlerimizin üstüne yeni bir ziyarete bakış açısı ile ilerliyoruz. Dün toprağın kokusunu aldığımız yerlerde bugün betonlarla kaplanmış sahil görüyoruz. Baktığımızda sonunu göremediğimiz ormanın şimdilerde birkaç metreye sığdırılmış spor aletleriyle dolduğunu, etrafının çitlerle çevrildiğini görüyoruz. Bugün doğaya karşı açtığımız savaşın habercisi olmadan ilerliyoruz. Doğal yaşam yerlerimizin imara açılması, düzenlemelere gidildiği söylenerek inşaat firmalarının doğanın içine doğru tabelaları oturtması hem geçmişe hem bugüne hepsinden önemlisi geleceğe karşı yaptığımız, yapılırken izlediğimiz, göz yumduğumuz her bir darbe teker teker bizi içine alacak olan toprağadır, bizi yutan vuruşlardır. Bugün bu memleketin gençleri olarak bir doğal yaşam alanı bulmak için yaşadığımız şehrin içinden kilometrelerce uzakta doğal yaşam alanına gitmek için yolculuğa çıkıyorken, yarın gideceğimiz bir yaşam alanı bulamadığımızda önce kendi yüzümüze bakmalıyız. Önce ”ben ne yapmışım ?” demeliyiz. Ağzımızı kapatıp, fikirlerimizi susturduğumuz her güne ayrı ayrı utanmalıyız. Geçmiş şimdiki neslin yaşantısını belirlemişken, şimdiki nesil yaşadığı her günü geleceğin nesline karşı yaşar. Bugün bırakacağı her şey gelecek neslin bugünüdür. Eğer bugün doğru yaşamazsak, geçmişin izinde kalmış yaşantımızdan çıkmazsak ve gerçekten çok mücadele vermezsek, geleceğe bırakacağımız yaşlılığımız, tohumlarımız bugün verebilecek güce sahip olduğumuz mücadeleyi dahil veremeyecek, o güce ve o farkındalığa sahip olamayacaktır. Çünkü bugün kirletilen, bugün kesilen, bugün yarına saklanmayan doğadan yarın ellerine kalacak olan şey hiçbir şeydir.

Yaptıklarımızın sonuçlarını her gün almaya başladığımız gündür aslında bugün. Yaz günlerinde bedenimizi derinliklerine indirdiğimiz sularda ayağımızı zedeleyen, birkaç ayın öncesinde attığımız maddelerde, ”buralarda yüzülmez” dediğimiz pisliğin bir gün öncesinde dökülmüş olan atık suyunda, güneşin altında bir gölge bulamadığımız bir doğa seyahatinde, bir orman yemeği yediğimiz işletmecisidir aslında bugün olan, gelecek olan, kahrolan.

Mevsimlerin geçişini sorguluyoruz. Yaz günü yağan yağmurdan, kış günü açan bahardan şikâyetçiyiz ama yaptıklarımızın sadece gördüklerimize zararından mı rahattık ? Şubat’ın sıcaklığının, yazın esintisinin doğaya vurduğumuz her bir kazma, doğaya diktiğimiz her bir kontrolsüz fabrikadan, artan egzoz kirliliğinden olduğunu ya bilmeyecek kadar eğitimsiz ya da görmeyecek kadar vicdansızdık.

Doğa her zaman kaybedilmesi en güç canlıdır. İnsana karşı yapılan bir hata tüm yıllarınızı kaybettirebilir ama doğa, siz onu yok edinceye kadar sizden vazgeçmeyen, kendinden çok sizin varlığınız için direnen ve bir filiz ile bin ağaç aldığınız yerdir. Bir çeşmede bin can kurtardığınız, bir damla suda bütün bir cihanın atar damarıdır doğa, öyle büyük öyle tabiat anadır. Bugün izin verdiklerimiz; ağızlarımızın içine kadar giren doğadan gelen meyvelerin-sebzelerin tatsızlığıdır, Güneş’e engel olan kulelerimizdir, evlerimizde ki doktorlar, toprağı kaplayan betonlardır, gitmeyi bile zorlayacak olandır… Bugün bir kişinin eli olup, bir kişinin vicdanı olup, bir kişinin dili olursak ve önce biz olursak gerçekleşir her şey. Eğitimi ezberlemeyip okursak, biraz belimizi eğersek, biraz ceza verirsek ‘bize’, bugüne kadar geldiğimiz kötü durumlar gibi buradan sonra da her şeyi önce normale daha sonra iyiye götürebiliriz.

Hayatta ki en zor şey başlamaktır. Başladığınızda bir sınavı kazanır, bir parkuru bitirirsiniz. Bir kimya ödülü bile alabilir, bir cümlenin son noktasını o sayfaya ilk harfı yazmaya başlayarak koyarsınız. Eğitimimizi vereceğiz kendimize, ağzımızı açacağız kendimize, cezayı vereceğiz kendimize ve duyarlı biri olacağız kendimize. Hayvanları doğada sevecek, ormanlarda dinleneceğiz. Akarsularda serinleyip denizlerin diplerindeki hayatlara dokunacağız. Kendi hayatlarımıza, kendi ruhumuza, kendimizle yaşayan her ruha dokunacağız. Rahat bir nefesin, masmavi manzaralarını damak tadı yapacağız. Günler geçtiğinde her şeyi evimizden birkaç kilometre ötesinde yapacağız. Yolculukları yaşamın nefesini bulmak için değil yaşamdan keyif almak için yapacağız. Bugün nasıl tam tersini başardıysak gerçekten nefesi evimizde almaya başlayacağız. Perdeleri açıp, yazın vitaminini, kışın ürpertisini alacağız. Evrene sahip olduğumuz gün, hep beraber bunu başardığımız gün, bir toplumu bebekliğinden, yaşlılığına kadar onunla devam ettireceğiz ve o bırakacağı yatağında bir ”geleceğe hoş geldin diyecek”, o yatakta nefes hiç bitmeyecek. İyi bir hoş geldin dememiz için, geleceğe, doğaya, kendine sahip çık. Gelecekler bugündür, bugün senin günündür. Yol açık, Doğa’ya çık!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: