Albayrak’ın yolunda yürüdüğüm, kahverengi toprağın, yemyeşil ağaçların içerisinde konakladığım, gülümseyen çocukların, yenilenen düşünce yüzlerinin sahibi akranlarım, yaşanılan yılların izlerini gözlerinin altçizgilerinde, pürüzlü ellerinde hissettiğim dudaklarından sakin ve tane tane çıkan tecrübeleri ile gençlere yol çizen, toplumun bel kemiği olmuş ihtiyarlar ile hepsini toplu bir ad içerisinde toplandığımızda ‘insan’ ile kucaklaştığım, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında; adımlarım İç Anadolu’nun Yunus Emre, Nasreddin Hoca gibi toplum tarihinde değerli bilge kişiler yetiştirmiş, tarihi, değerleri bugünlere en hassas bir şekilde koruyarak getirmiş ve günün modernliğinde olduğu ülke sınırları içerisinde en modernize şehir unvanına sahip, Eskişehir’e doğru atıyorum.   Eskişehir ile bir defa buluşmak, bir defa daha buluşmanın gerekliliğini hissettiriyordu insana.

Eskişehir’e İlk Adım; Yerleşim

Odunpazarı Evleri

Eskişehir’e ilk  yolculuğum özel araç ile gerçekleştikten sonra ikinci kez de Türkiye topraklarının her bir bölgesinde kullandığım ‘otostop kültürü’ ile oluyordu. İlk gezi durağım, Unesco Dünya Miras Listesi’nde yer alan Anadolu Türk Kültürü’nü yansıtan Safranbolu, Göynük gibi benzer yapısı olan Odunpazarı Evleri oluyordu. Güney noktasının tepesine doğru uzanmış, ahşap süslemeli konakların, dar ve kıvrımlı yolların, hediyelik eşyacıların, bakır işlemeciliğinin ve Eskişehir’e özgü ahşap dokumaların satıldığı 300 ev, 3 Camii, 1 Külliye, 2 Kervansaray, 15 Çeşme, 1 Han’ın içerisindeydim. Odunpazarı Evleri, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde geçen sokakların bazı isimlerini hala aynı yerde taşıyordu.

Fakat öyle ki günümüzün yeni yapıları, gökyüzünün hakimiyetini adeta ele geçirmeye çalışırcasına tarihe, tabiata, insana bir değer biçmeden yükseliyordu. Tarihin içerisinde olan ve biraz benliğine bakan her kimse sade güzelliğin kaybına üzülüyordu. Sokakların arasından yürüyorum, insanın isteğiyle olduğu noktadan başka bir noktaya ulaştığında ki mutluluğuna şahit oluyor, görüp, gezme mutluluğunu tanıyordum.

Bilginin,Doğanın, Sanatın Parkı; Sazova

Biraz yol aldıktan sonra Eskişehir’in içerisinde bir çok sosyal aktivite barından parklarından birine ulaşmış bulunuyordum. Sazova Mahallesi sınırları içerisinde bulunan Eskişehir Sazova Bilim Sanat Ve Kültür Park’ındaydım. Gelmeden önce fotoğraflardan gördüğüm görkemli şato, yakınına ulaştığımda da bana o görkemini ve rengarenk güzelliğini hissettiriyordu. Park, Yapay  Gölet’den, Nuh’un Gemisine; Hayvanat Bahçesinden, Bilim ve Deney müzesine oldukça büyük bir alanı kapsıyordu. 2008 yılında hizmete açılan Sazova Park’ına girerken bir ücrete taabi tutulmamıştım ve bunun 81 il içerisinde öğrenci vilayeti olarak geçen bir kentin içinde gerçekleşmeside oldukça anlamlıydı. Modernizm’in kent’i her gün kendine sanat, bilim katarken içinde bulunduğu iki üniversitede geleceğe atılan büyük adımları sağlıyordu, yaşayan toplum anlattıkça, adımlar büyüyor yükselen bir es es ortaya çıkıyordu. Yolculuğumun üçüncü durağı, gerçek bir hikaye ile hayatıma işlenen üstünede bir kaç defa daha göz tekrarı yaptığım, bir gün yakından görme hayali taşıdığım yere doğru oluyordu.

Hayalleri Gerçek Yapan Üretim

Yapabilirmiyiz düşüncesinden, işlenen sürece, akan zamanın hızına, her şeye rağmen bir devrin düşüncelerini yenen, toplumun içerisinde başarıya ulaşan fakat istenmeyen etnik grubun baskısı altında kalan ‘Devrim’in benim de kendi içimde hala sorguladığım bazı noktalarını yakından görmeye 1894’den beri üretimin olduğu yere Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. ‘ye içinde bulunan Tülomsaş Müzesi’ne gelmiş bulunuyordum.  

Son Kalan Devrim 1961

Türkiye’nin İlk Otomobil’i Devrim Arabaları’nın öyküsü;

16 Haziran 1961’de Devlet Demiryolları Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 kadarı Ankara’ da bir toplantıya çağrılır. Toplantıda Ulaştırma Bakanlığından alınan yazı okunur. Yazıda “Ordunun cadde binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi” görevinin TCDD işletmesine verildiği ve bu amaçla 1.400.000 TL ödenek ayrıldığı yazılıdır. Tanınan süre 29 Ekim 1961’e kadardır, yani 4,5 aydır. Bu süre içinde mevcut imkânlarla otomobil imali bir mucizedir. Ülkede  ise üniversiteden basınına, bir avuç sanayicisinden politikacısına herkes Türkiye’de ne otomobil ne de motor yapılabileceğine inanır. Fakat bu inanılmaz şey gerçekleşir ve 29 Ekim 1961 sabahı Türkiye’ de yapılan ilk otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye’ de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e sunulur. Devrim Arabaları 1961 yılında 4 adet üretilmişti. 29 Ekim’de yürümesi gereken iki devrim arabası istenmişti. Siyah renkli devrim’in son kat boyası 28 Ekim gecesi yapılarak Ankara’ya yola çıkmak üzere Devrim Arabaları trenlere bindirilmişlerdi. Gece yolculuğunda siyah devrim’in pasta ve cilasıda vagon içerisinde tamamlanmıştı.Buharlı lokomotiflerle çekilen trende bacadan sıçraması muhtemel kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları boşaltıldı.

   Tren sabaha karşı Ankara’ ya ulaştı. İki Devrim Otomobili o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’ na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu.  Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’ deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’ e gidilecekti.

   29 Ekim sabahı, Devrimler motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için, Mobil’ e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’ in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. Arabaya kondu. 2 numaraya konacağı sırada Cemal Paşa Meclis’ in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı Devrim Otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. Kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’ nın “ Ne oluyor ? “ sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat Serdaroğlu “ Paşam, benzin bitti. “ cevabını verdi. Paşa’ dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim’ e geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’ e bu otomobil ile gitti. İnerken ünlü “ Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz ”  sözlerini söyledi.

   Ertesi gün bütün gazetelerin söz birliği etmişçesine “ 100 metre gidip bozuldu “ başlığını attıkları 2 numaralı Devrim, aynı gün Hipodrom’ daki geçit törenine katılıyor, ne bundan, ne de Cemal Paşa’ nın Anıtkabir’ e bir başka Devrim otomobili ile gittiğinden söz ediliyor; yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem vuruluyordu. İşte Devrim’in öyküsü bu şekilde sonlanıyor ve 1961 yılında üretilen 4 Devrim’den Beyaz Devrim bugün motoru hala çalışır durumda Tülomsaş Müzesinde sergileniyor.

Eskişehir gezilmesi dolu dolu olan şehirlerimizden bir tanesi, onun için şimdi tekrar yola çıkarak bir sanata kavuşmaya gidiyorum. Yolcuklarım sırasında özellikle şehir içlerinde dinlediğim ‘bir başkadır benim memleketim’ şarkısıyla sanat durağıma varıyordum.

Gerçekliğe Yakın Sanat Merkezi & Albert Einstein

Balmumu maddesinin, bir heykeli gerçekten canlı bir insan gibi gösterebilecek, yapısını bir sanat eseri olarak ortaya çıkarmış lideri, şairi, sanatçısı, siyasetçisiyle yaptığı  bir çok heykeli kişiye ulaşmış tarih’de ilk defa 1835 yılında Londra’da yapımı sergilenen ülkemizde de Yılmaz Büyükerşen’in yapımı ve katkılarıyla 2013 yılında faaliyete giren Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’ne adım atmış bulunuyorum. Buraya giriş ücreti şuan ki zaman içerisinde öğrenci 5 tam 10 lira ücret olarak geçiyor. Fakat ücretlerin anlamlı bir yere gidişi olduğunuda unutmadan paylaşmak isterim. Müze ücretleri Yılmaz Büyükerşen tarafından tamamının kız ve engelli çocukların eğitimine kullanılacağına karar verilmiştir, bunun için Yılmaz Büyükerşeni takdir ve tebrik ediyorum. İçeride başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Ailesi olmak üzere 160 heykel bulunmaktadır.

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Bunlar salon salon ayrılmış olarak toplamda 5 salonda sergileniyor. İçeride bir salon haricinde fotoğraf çekimi serbest. O bir salon ise Süleyman Demirel, Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Kemal Kılıçdaroğlu ve Recep Tayyip Erdoğan gibi önemli siyasi liderlerin yer aldığı ‘Demokrasi’  salonu  ile, Barrack Obama, Kralize Elizabeth gibi isimlerin heykellerinin yer aldığı ‘Dünya Liderleri’ bölümlerinde fotoğraf ve video çekmek yasak. Dilersiniz burada 7 lira ücret ödeyerek fotoğraf çekebilirsiniz.

Aşık Veysel ve Orhan Gencebay

Gezerken cidden çok keyif aldığım müzede, heykellerin gerçekliğe en yakın görünümü beni girişten, çıkış noktasına kadar hayrete düşürmüştü.  Eskişehir Balmumu Müzesi, gezimi sonlarıyorken son olarak Balmumu müzemiz, ülkemizde de ilk ve tek ünvanını korumaya devam ediyor.

SOHBETİN, MUHABBETİN HALİL İBRAHİM SOFRASI OLDUĞU YER

PORSUK ÇAYI

Şimdi biraz dinlenmek için Eskişehir’in, hava aldığı, gençlerin bir kısmının akşamları çekirdek, kola yaptığı bir kısmının birasını yudumladığı gitar seslerinin armonisi, grupların hep beraber söylenen şarkıları bir çok şehirimizde kaybettiğimiz canlılık, bir taraftan aradığımız fakat o arayışa zaman aralayamadığımız yaşam montosunu eskişehir çok güzel bir şekilde devam ettiriyor ortasından geçen porsuk çayının güzel kayığınada el sallamayı ihmal etmiyordu. Porsuk Çayı, Sakarya nehirinin en uzun kolu olarak biliniyor. Eskişehir’i ortadan ikiye bölen Porsuk Çayı, halk arasında iki tarafına isim konulmuş bir şekilde ayrılıyor bir tarafı Adalar bir tarafı Köprübaşı olarak geçiyor bir benzetmede İtalyanın Venediği, Türkiyenin Porsuğu benzetmeside yaygın olarak kullanılıyor. Eğer bir Porsuk turu yapmak isterseniz köprübaşından 10 lira ücret ödeyerek Eskişehirin yine güzel zaman geçirebileceğiniz parklardan, kentpark’a kadar 30 dakikalık bir turda yapabilirsiniz. Eskişehir, spor bakımından da taraftarıyla güçlü, uzun zaman süper lig içerisinde kendinden söz ettirmiş bir şehirin kalbi olan futboluda ayakta tutmayı başarmıştır.

SON KELAM; ESKİŞEHİR

Birçok şehirimizde yerel halk ile sohbet ettiğimde bazı sorular soruyorum. Sorduğum sorularımdan birkaç tanesi, bu şehire ait insanların şehire karşı nasıl bir tutum sergilediği, ne kadar göç verip ne kadar göç aldığı ve bu şehirden çıkmış siyasetçi var ise ya da bu şehire siyasi çalışan gelen kişilerin şehire karşı çalışma tutumu öncelikli sorularım oluyor. İç Anadolu’da ve Doğu Bölgesinde genel olarak halkın tek bir ağızdan çıkardığı söz oluyor. ‘Bu şehir sahipsiz kaldı’. Ben Türkiye turumda dışarıdan sade, düz olarak gördüğüm şehirlerde bile bir çok doğal, tarihi güzelliğe rastladım. İşte o güzelliği yansıtmak hem halkın hem de o siyasi çalışanın ona karşı yatırımı, o şehiri besleyişiyle alakalı. Halk, şehirinin elinden tutucak, siyaside orada o şehirin yükselişini sağlayacak. İşte tam da bu noktada Eskişehir üzerindeyken halkında, buraya gelen siyasi çalışanlarında bu şehire sıkı sıkı sarıldığını gördüm. Gelişiminin devam ettiği sanata, operaya, tarihe, spora, doğaya katkısının her gün yükseldiği şehiri bir daha görmek niyetiyle Eskişehir gezimi, eskişehir ile özdeşlemiş tramvayın içerisinde adeta bir istiklal caddesini andıran çarşısının içinden insanlara mutlu ayrılığın yüzümde ki ifadesini, gülümsemesini göstererek burada noktalıyorum.En başında söylediğim gibi ‘Eskişehir ile bir defa buluşmak, bir defa daha buluşmanın gerekliliğini hissettiriyordu insana.’ 

Sevgi, saygı, yol ile. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: