Nereden giriş yapacağımı planladığım için uzun zamandır bu başlığın altını dolduramadım. Başlıklar değişti ama aslolan insan hep plan dahilinde kaldı. Bu başlığın planının yürüyemez olduğunu düşündüğüm bugün yazıyı devam ettiriyorum. Planlarımın hep aynı konu üzerinden gittiğinden de bahsetmiyorum, yanlış anlamayın. Bir konu var ve sonu yok, toparlayacak kadar da yok. Burada benim oturmamış cümlelerim olabilir,  sizler de kalemi oturmamış, yaşadıkları oturmamış da diyebilirsiniz fakat benim başladığım yer burasıyken bu da tezatlarımızı çürütüyor. Belirsizlikler tıkamamış beni aslında. Burada üstüne çizgi çizmiş Freud: ‘Bir ara insanları anladığımı sandım. Sonra anladığımı sandığımı, sandım’. Ben de bir ara insanı yazabileceğimi sandım, sonra yazılamayan konuşulabilen bir varlık olduğunu anladım. Genel olarak yazılarımda  bir çıkarım yapmaya odaklansam da, konuların içi genel olarak insan olsa da yanından, ucundan farklı birkaç konu alıp  bir sohbet oluşturamadığım da durduğumu farkettim. Yani ben aslında zaten sohbeti barındırıyorum, yapabiliyorum. İnsanla da, başlığımla da burada kesişince buralara kadar geldik. Şimdi bu yazıyı okuyanla sohbet etmiş olacağım. O benim dostum, ben onun arkadaşıyım. Yani ben içimden geldiği gibi davranacağım o ise benim söylediklerimle kalacak. İnsan, konuşmayı tercih ettiği zamana kadar uzun bir süreçten geçiyor. Önce günlerin başlangıcıyla bugün, önceki günün ve sonraki günün bir anlam, bir değer barındırmaması, kalabalık veya sayılı konuşmacılardan birinin ‘mutluluk veya hüzün’ geçirmemiş olması, yer, ortam müsaitliği, üstünde ki kıyafet rahatlığı, mide rahatlığı hatta diş temizliği rahatlığı insanın konuşmasına etken ve uzun bir süreç. Bu süreci tamamlayan kişi, bu hazırlıkları içinde barındırdığı ama ortaya dökemediği sürece devam ettirir. Aslında hazırlıklar genel olarak her insanın gün içinde yakalayabileceği durumlardır ama bu süreç kendi kendine uzun bir süre tanır. Her şey hazır olduğun da dahil. Burada planlı olarak kendi yapabileceklerinin dışına çıkıp, konusunu açıklamak istediği kişiyi seçip, ona gün ve saat dahil verebilir. Fakat sonuçta bu onu konuşturabilir bir duygu değil. İnsan konuşmaya başlayacağını hissettiğinde artık iyice rahatlamıştır, düşünceleri başına vurmuyordur, dili geri kaçmıyordur, hasbinallah çekmiyordur, gülmüyordur, konu ne olursa olsun baş ve çene karşıya bakar, el hakimiyetini çay bardağından, halının içine geçen dört parmaktan veya o an ellerinin hareketinin devamlılığından alır, ağzı söz ister ve boğaz gıcırtısını temizleyerek, sesinin tonlamasına ‘devam’ karşılığını vererek konuşmaya başlar. Bu onun yapabildiği kısmına kadar konuşur. Buradan sonrası karşındakinin düşüncelerini tahmin etmeye ve beden dili bilgisine girer. Konuşurken aldığı göz teması, laf arası, el yüz hareketleri konuşmanın devamlılığının etkisine büyük rol oynar. Dinlemeden uzak bir kişi ya da her şeye karşı yanıtı olan bir kişiye karşı konuşmanın zorluğunu ya bir nokta da ya da noktanın sonunda anlar insan. Yaşadığımız coğrafya nerede olursa olsun konuşabilmenin kolaylığını her kıtada tadabilir insan, ama konuştuğunun anlamını, değerini, geri dönütünün konuştuğuna yatkınlığına, iyi veya kötü, yine her coğrafya da uzaktır. Aslında burada yaptığımız seçicilik tek bir kişi odaklı değildir. Yani biz sohbet etmeye çalışırken düşman yetiştirmiyoruz, yapmaya çalıştığımız şeyin onun eğitimsel bir başarısıyla alakası yok zeka veya akılla da alakası yok. Bugün burada milyarlarca insanın etkileşim halinde hissettiği herhangi bir anda kendini açması ve geri dönüt alamamasıyla alakalı konuşuyoruz ve bu insan için çözülemez duruyor. Tamamen senaryo olamayız. İnsanların her anlarını, her algılayabileceklerini görebilecek bir robot üretemeyiz. Bunun olacağını da insanlara yayınlayarak, fikir üretiyoruz diyerek anlatmaya çalışamayız., çalışmamalıyız.Şimdiye kadar sürecin içinde ve sonrasında ki olumsuz algıdan konuştuk. Şimdi algılandığımız anda ki ilerleyişimizle devam edelim. Sadece kulak ve göz değil, tümüyle beden ile dinlendiğini anladığında başladığın ve başlarken nerede duracağını plandığın yerden daha derine inmeye başlıyorsun. Duygularını tamamen karşı tarafa göre yaşıyorsun. Aslında ikinizde aktifsiniz, ikiniz de birbirinize değer veriyorsunuz, aslolan ikiniz birlikte başarıyorsunuz bunu. Tek başına ağaça şiirler yazan, fakat yazdığı ağaca şiirleri ağaca okumayan, tepkisini ölçmeyen, sadece adının ve fikirlerin ağaca ait olduğunu düşünen insan o ağaça karşı ne kadar duygularını yüceltebilir ki, daha çok zamanla silebilir. Hatta zaman silen bir araçtır. Eğer o ağaca, dokunulursa, şiirin sesli cümlelerini duysa, meyvesi yenilse, daha çok tepki verir. Yani hissettirmeden başaramayacağın sadece insan değil, tabiat bu. Yaban da yüz gün yaşasan da yaşadığına dair veya yaşamak istediğine dair bir tek yorumlanacak bir söz, bir görüntü, bir sesin yoksa sen de yoksundur. Çünkü senin var olman demek tüm insanlığın var olması demek. Bu bir yere gelmekten, şöhretten, kariyer doygunluğundan çok uzak bir şey  bu var oluşun içinde gerekli bir duygu. Hayat yalnız yaşanabilir. Hayat yalnız yaşanırken bile bir şeyler taşınır. Yalnız ölünebilir, ama ölümlerin kelamları duyulur. Sessizlik yok bu yaratılış da suskunluk yok, arayabilirsiniz ama bir sürelik sıhhatinize anca ulaşırsınız. Toprağın üstünde yaşarken de, toprağın altında yatarken de yorumlar, yorumlanırsınız. Burada yolun içinde kendinizi ne kadar rahatlabiliyorsunuz size kalmış,kaç cümle fazla kurarak, kaç cümle fazla yutkunarak gitmişsiniz size kalmış. Yok olmayacağınızı iyi bilin, cümleleriniz bir yerde yaşamasa da, yolunuza hazır olmasanız da, bir şeyler üretmeyi kesemeden hayatınıza devam edeceksiniz.. Siz,insansınız…

İnsan, insana kalacaktır. Toprağın da yeri ayrıdır, kedilerinde yeri ayrıdır.

Boyutları farklı bardaklarınızı görmüyormusunuz,

Yetişkinleri iç içe neden sığdırmaya çalışıyorsunuz,

Kısa bir programla yola giremiyorsanız uzun yola çıkmayı neden denemiyorsunuz,

Bırakın artık geride bıraktığınızı sandıklarınızı, alın tekrar önünüze, yeniden yenin

Ya da yeniden yenilin,

Parmak izleriniz sizlere kalsın…Bize ortaya konulamayacak kadar büyük şeyleri sunun

Açık fikirlerinize,  yalın konuşmalarınıza, beden dilinize açız..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: